“Tanıştığımız sıralarda ertesi güne sağ çıkıp çıkamayacağımızı bile bilmiyorduk. Kimin yoldaş kimin muhbir kimin taksi bekleyen bir müşteri olduğunu bilmiyorduk. Kelimelerin anlamı yoktu, biz de dans ettik. Ben hareket ettiğimde sen takip ettin, sen tereddüt ettiğinde ben yavaşladım; çünkü birbirimizi hissedebiliyorduk”
ABD’de taksi şoförlüğü yapan Angolalı bir adamın 17 yıldır hiç görmediği eşi ve kızının Tanzanya’dan yanına gelmesi ile yaşananların hikâyesi.
Tanzanya asıllı Amerikalı sinemacı Ekwa Msangi’nin yazdığı ve yönettiği bir ABD yapımı. Sinemacının ilk ve bugüne kadarki tek uzun metrajlı sinema filmi olan çalışma ABD’deki Afrikalı göçmenler üzerine alışılagelenden farklı bir öykü anlatması, yalın ve zarif sinema dili ve üç başrol oyuncusunun sade ve sahici performansları ile ilgiyi hak eden bir çalışma. Yan hikâyelerden birinin, özellikle ikinci yarıda odağı bir parça dağıttığı film, öyküsünü üç karakterin perspektiflerini ayrı ayrı öne çıkararak anlatması ile tüm resmi görmemizi sağlıyor ve ortaya bir kendini ifade etme biçimi olarak dansın çıktığı, zengin soundtrack’i ile dikkat çeken ilginç bir yapıt olmayı başarıyor.
Walter (Ntare Guma Mbaho Mwine) 17 yıl önce iş savaş hâlindeki Angola’dan ABD’ye gelen ve New York’ta taksi şoförlüğü yapan bir adam ve onu öykünün başında JFK Havaalanı’nda yolcu bekleme bölümünde görüyoruz. Karşılayacakları, ABD’ye geldiğinden beri hiç görmediği eşi Esther (Zainab Jah) ve artık bir genç kız olan kızı Sylvia’dır (Jayme Lawson). Sabit kamera ile çekilen bu “kavuşma” sahnesinde ilk söz kadından gelir: “Aşkım”. Önce karı koca sarılırlar birbirlerine ve sonra biraz uzak dursa da kız da katılır bu sarılmaya. Bundan sonra izleyeceğimiz ise özlem, araya giren uzun yılların neden olduğu yabancılaşma, yeni bir ülkeye uyum çabası, annenin aşırı dindarlığının neden olduğu baskı, büyüme sancıları ve veda edilmesi gereken bir aşkın hâkim olduğu bir öykü olacaktır. Msangi 2016’da çektiği “Farewell Meu Amor” adlı kısa filmde bu ilk uzun metrajlı çalışmasının hemen öncesini anlatmış ve Walter’ın veda ettiği aşkı ele almıştı; farklı bir oyuncunun Walter karakterini canlandırdığı o filmle bu uzun hikâyesine bir bakıma bir giriş yapmıştı Msangi böylece.
Hikâyeyi sıra ile baba, genç kız ve annenin perspektiflerinden anlatıyor Msangi ama bu gerçeği herkesin kendisine göre anlattığı türden bir film değil. Başta havaalanındaki karşılama ânı olmak üzere film bazı sahneleri tekrarlıyor ama hem bunu farklı çekimlerle ve perspektifi dikkate alınan karakteri öne çıkaran bir görsellikle anlatarak yapıyor hem de çoğunlukla tüm bu tekrarlar asıl olarak ilgili sahnenin öncesi ve sonrası ile, yaşananların tamamını anlamamızı sağlıyor. Bu tercih bir teknik oyun oynama niyetinden ve gösterişten uzak ve Msangi’nin sinema dili de buna başvurma ihtiyacı duymayacak kadar sade ve doğrudan zaten. Yönetmenin bu seçimi daha çok karakterlerin her birini daha iyi anlatma ve resmin bütününü ortaya koyma amacının sonucu ve hedefine de ulaşıyor kesinlikle.
Öyküyü farklı çatışma kaynakları üzerine kurmuş Msangi; bunlardan biri anne ve babanın aradan geçen on yedi yıldan sonra tekrar bir ortak hayat kurmaya çalışmaları. Adam bu uzun arada bir hemşireye (Linda rolünde kısa filmde de aynı karakteri canlandıran Nana Mensah var) âşık olmuş ve ailesinin gelişi yüzünden ondan ayrılmanın acısını çekmektedir; kadın ise kızı ile birlikte Angola’dan kaçarak gittiği Tanzanya’da bir kilise cemaatine katılmış ve dini, hayatının ana odağı yapmıştır. Bir başka ifade ile söylersek, karı koca bir yandan 17 yıllık ayrılığın yarattığı yabancılaşma ile baş etmek zorunda kalırken, diğer yandan da o zaman boyunca geçirdikleri değişimlerin ve yaşadıklarının neden olduğu farklılaşmanın yarattıklarının sıkıntısını çekmektedirler. Genç kızları ise yeni bir ülkenin, annesinin muhafazakâr baskısının ve hiç hatırlamadığı bir baba ile birlikte yaşamaya başlamanın güçlükleri ile baş başa kalmıştır. Tüm bu sıkıntıları birbirine bağlayan ise dans oluyor: Walter gençliğinde olduğu gibi hâlâ dans etmeyi sevmektedir ve bir Afrikalı göçmen olarak zor bir hayatının olduğu ABD’de kendisini ifade edebilmenin, kendisi olabilmenin tek yolu olarak görmektedir dansı. Esther ise gençliğinde kocası ile ortak bir yaşamın sembolü olan danstan şimdi tamamen uzaklaşmış gibidir. Kızları Sylvia içinse yeni geldiği bir ülkeye uyum sağlamanın, büyümenin ve özellikle de annesinin muhafazakâr baskısına karşı direnmenin aracı olmuştur dans. Öykü boyunca Msangi dansın kendisini, dans edebilmeyi/edememeyi bir özgürlük, en çok da insanın kendisi olabilmenin sembolü olarak kullanıyor ve benzer bir şekilde müzikleri de yine bir kimlik meselesinin parçası olarak getiriyor karşımıza.
Msangi başlangıçta karakterlerinin kökenini kendisininki gibi Tanzanya olarak düşünmüş ama Angola’da 1970’lerin sonlarında ortaya çıkan ve Kizomba olarak adlandırılan müzik ve dansa olan hayranlığı nedeni ile bu ülkeyi seçmiş. Bu kararının doğal sonucu olarak da filmde bu müzik türünden pek çok şarkı farklı sahnelerde ve zaman zaman da danslara eşlik edecek şekilde karşımıza çıkıyor. Gerek Angola’nın gerekse genel olarak geleneksel Afrika’nın müzikleri ve dansları ile kıyaslandığında daha romantik, yavaş ve hislere hitap eden bir atmosferi olan Kizomba’nın bu yapısı güçlü bir şekilde filmin temposunda ve öykünün içeriğinde de çıkıyor karşımıza ve Msangi’nin başarısının örneklerinden birini oluşturuyor. Msangi’nin sözleri ile söylersek; araya giren on yedi yıllık ayrılığın Walter ile Esther arasındaki senkronizasyonu bozmasının karşısına, Kizomba gibi senkronizasyonun çok önemli olduğu bir dansın konması filme çekicilik ve ayrı bir güç katmış kesinlikle. Afrika havası, Bruce Francis Cole imzalı görüntü çalışmasına da özenle yansıtılmış; özellikle tekrar bir aile olmaya çalışan üç kişinin sığıştıkları küçük evin içinde geçen sahnelerde sıcak renkler burasını, karakterlerin kökenine işaret eden, geride bıraktıkları ve yenisini yaratmaya çalıştıkları yuva olarak resmediyor bir bakıma.
Başka şekilde kotarılması gereken ve zorlama bir tesadüf olduğu için rahatsız eden “Linda ile karşılaşma” sahnesi dışında, filmin asıl aksadığı yer Sylvia karakteri ile ilgili yan hikâye. Genç kızın büyüme, romantizm, özgürlük arayışı öykünün asıl odağının kaybolmasına yol açıyor zaman zaman. Msangi’nin ABD’deki Afrikalı göçmenler hakkında alıştığımız türden, ırkçılık ve göçmenlik karşıtı yasalara ağırlık veren filmlerden farklı bir mesele anlatma amacına uygun gibi görünse de, bu tercih bu farklılığın asıl olarak Walter ve Esther’in ilişkisi üzerinden yaratılmasına ters düşüyor. Msangi’nin “politik” bir tavırdan uzak durması ve ABD’de Afrikalı bir göçmen olmanın zorluklarına çok az değinmesi de eleştiriye açık kuşkusuz ama yönetmenin sonuçta bu kişilere sadece göçmen olarak değil, daha da önemlisi birer insan olarak yaklaşarak bir öykü anlatmayı seçmesinin doğal sonucu bu. Zaten yönetmen de kalp kırıklığı, özlem ve uyum sorununun asıl ilgilendiği konular olduğunu açıkça vurgulamış bir konuşmasında.
Msangi senaryoyu yazarken 1990’ların ortasında Tanzanya’da evlenen amcası ve eşinin hikâyesinden esinlenmiş. Erkek ABD’ye yerleşmiş ama yıllar boyunca ve defalarca tekrarladığı vize başvurusu reddedildiği için eşi hiç gelememiş ABD’ye. Msangi “vize onaylansaydı” ne olurdu diye çıkmış yola ve ilk olarak filmin açılışında gördüğümüz havaalanı sahnesini yazmış. Ailenin komşusu Nzingha rolünde Spike Lee’nin kardeşi olan ve onun farklı filmlerinde de rol alan Joie Lee’nin sıcak bir performans çizdiği filmde, öykünün asıl yükünü ailenin üç bireyini canlandıranlar taşıyor kuşkusuz. Üçü de sade ve özellikle Ntare Guma Mbaho Mwine’nin oyunculuğunda daha da fazla öne çıkan bir şekilde, dizginlenmiş oyunculukları ile göz dolduruyorlar. Mwine’nin, tam da yönetmenin amaçladığı gibi, kalp kırıklığı hissini elle tutulur kılan performansını ayrıca anmak gerekiyor yine de. Öykünün üç ana karaktere de hak ettikleri zamanı vermesi ve her birini zayıf/güç yanları ve doğruları/yanlışları ile, yargılamadan karşımıza getirmesinin de desteği ile üç oyuncu da göz dolduruyorlar.
On yedi yıllık boşluğu annenin din, babanın bir başkasının aşkı ve genç kızın da dansla doldurduğu bir öykü anlatan film, özellikle ev içindeki yakın plan çekimlerle etkileyici anlar yaran görüntü yönetimi, Osei Essed’in zengin soundtrack’i destekleyen ve bütünleyen orijinal müzik çalışması ve aile kavramının anlamı üzerine düşündürten öyküsü ile alçak gönüllü ve kesinlikle ilgiyi hak eden bir çalışma.