Körler Hakkında Mektup – Denis Diderot

Fransız filozof ve yazar Denis Diderot’nun 1749 tarihli eseri. Katarakt ameliyatlarının yapılmaya başlandığı ve başarılı sonuçlar elde edildiği, ve doğuştan körler üzerinde gerçekleştirilen cerrahi operasyonların “mucizeler” yarattığı bir dönemde yazılan kitap bu başarıların sonucu olarak görme ve görsel algılama kavramlarına duyulan ilginin bir ürünü bir bakıma. Adı belirtilmeyen bir kadına (bu kadının on yıla yakın Diderot’nun metresi olan feminist yazar Madeleine de Puisieux olduğuna inanılıyor) yazılan bir mektup şeklinde kaleme alınan eser zamanında özellikle dinle ilgili bir takım ifadeler nedeni ile tepki toplamış ve hatırlı kişiler araya girene kadar da yazarı birkaç ay boyunca hapishanede kalmıştı. Diderot’nun algılama, bilgi ve deneycilik (Bilginin duyular yoluyla, gözlem ve deneyimle kazanıldığını savunan; insanın doğuştan bilgiyle donatılmış olma düşüncesini ret ederek, bütün bilginin zamanla, dış dünyadan duyusal veriler aracılığıyla edinildiğini öne süren görüş) kavramlarını kullanarak ve körlerin deneyimlerine dayanarak; Tanrı, metafizik ve ahlak üzerine yazdıkları ile o dönem için önemli tartışmalara yol açan kitap başta “Encyclopédie” (Ansiklopedi) olmak üzere pek çok önemli eserin sahibi olan, Aydınlanma Çağı’nın bu güçlü isminin okunması gereken bir yapıtı. Bir bilimsel gelişmenin bir filozofa verdiği ilhamın sonucu olan bu entelektüel çalışma Aydınlanma Çağı’nın insanlığın gelişimine sağladığı katkının da ilginç bir örneği.

Diderot eserleri ile dönemin Fransız yönetimlerinin tepkisini çekmiş bir isim ve “Körler Hakkında Mektup” onun bu konudaki tek örneği değil. Yazarlarından biri ve editörü olduğu, 1751 ile 1772 yılları arasında yayımlanan “Ansiklopedi”, İncil’de anlatılan mucizelere kuşku ile yaklaşılan seküler içeriği nedeni ile Katolik Kilisesi ve ardından da Fransız hükümeti tarafından yasaklanmış, esere katkı sağlayan farklı isimler tepkilerden çekinerek projeyi bırakmış ve bazıları da hapse girmişti örneğin. 1746’da yayımlanan ve ilk kitabı olan “Pensées Philosophiques” (Filozofça Düşünceler) ise deizmi savunan içeriği nedeni ile Fransız Parlamentosu’nun kararı ile halka açık bir ortamda yakılmıştı. İsmini koymadan yazdığı “Körler Hakkında Mektup” nedeni ile hapse atılan ve “… gerekse “Körler Hakkında Mektup”, kontrolümden nasılsa kaçmış birtakım düşünce taşkınlıklarından başka bir şey değildirler” demek zorunda kalan yazarın, kitabın Türkçe baskısındaki -adı belirtilmeyen Fransız editörün tanımı ile- “pek ılımlı cüret”inin doğurduğu tepkiyi bugün anlamak imkansız kuşkusuz ama Diderot’nun, eserleri ile arkasındaki fikirlere ilham verdiği Fransız İhtilali’ne daha 40 yıl vardır ve yazar ölümünden beş yıl sonra gerçekleşecek bu devrimi göremeyecektir. Eserin kendisi ise hak ettiği itibara ancak 1820 yılında kavuşabilecektir.

Romalı şair Vergilius’tan bir alıntı ile açmış kitabını Diderot: “Güçlüdürler, ama güçsüz görünürler”. Körler ve algılama yetkinlikleri üzerine olan bir kitap için çok doğru bir alıntı bu kuşkusuz ve yazar, tüm “akademik” çağrışımlarına karşın, “sıradan” okuyucunun da meselelerini rahatlıkla anlayabileceği bu eserinde benzer pek çok doğru örnek, tanım ve yaklaşımla ilginç bir sonuç koymuş ortaya. Örneğin objeleri -ancak- dokunarak algılayabilen/tanımlayabilen bir körün ayna için yaptığı şu açıklama gibi: “Bu öyle bir alettir ki kendisinden uzaktaki nesneler, karşısına uygun bir şekilde konulacak olursa, onları kabartma halinde gösterir; tıpkı elim gibi ama onu bir şeyin yanına koymam gerektirmeden”. Gerek bu tür tanımlamalar gerekse yazarın kendi gözlem ve fikirleri kitabın en önemli yanlarından birinin de göstergesi: Bir yetiye sahip olanların ona sahip olmayanların bu konudaki “eksiklikleri”, becerileri ve kendilerine has kavramlardan oluşan dünyaları konusundaki bilgisizlikleri. Görme yetisi konusunda düşünürsek, görenlerin, körlerin görmenin yerine koyduklarını ve bunu nasıl yapabildiklerini anlamaktan ne kadar uzak olduğumuzu anlatan pek çok örnek veriyor kitapta Diderot. Görenlerin onların dünyasından ne kadar uzak olduğunu anlatan belki de en çarpıcı örnek, doğuştan kör olan bir bireyin yapılan operasyonla görme yetisine kavuştuğunda nasıl görebileceği, gördüklerini nasıl algılayabileceği ve onlarla ilgili daha önceki algıları ile şimdi gördüklerini nasıl ilişkilendirebileceği konusunda yazdıkları yazarın. Küre ve küp cisimlerini ayırt etmeyi dokunarak öğrenmiş bir körün gözleri açıldığında da bunu başarıp başaramayacağı bu konuda çarpıcı bir tartışma alanı yaratıyor örneğin. Tüm bunları “Bir kör gözleri açılınca hemen görebilir mi?” gibi retorik sorularla aktarıyor okuyucuya Diderot.

“Ben genellikle körlerin merhametli olduklarından şüpheliyim” diyen yazar bu düşüncesini “Erdemlerimizin, duyuşumuza ve dış şeylerin üzerimizdeki etkilerine böylesine bağlı olması”na dayandırıyor. Kitabına ek olarak ve, bazı düşüncelerini daha fazla açıklamak ve kimi eleştirilere kaşı cevap olarak yazdığı ve 1782’de Correspondance Littéraire, Philosophique et Critique dergisinde basılan yazısında (Türkçe baskıda yer alıyor bu ek) bu konda geri adım atmış Diderot ve bunun için, kör olan Fransız müzisyen Mélanie de Salignac’ın olağanüstü yeteneklerinden yola çıkmış. Diderot’nun bir diğer kaynağı ise 1 yaşında kör olan İngiliz matemaktikçi ve bilim adamı Nicholas Saunderson olmuş. Matematik tarihinin en önemli isimlerinden biri olan Saunderson’un geometrik hesaplamalar için kullandığı yöntemleri hayranlıkla detaylandıran Diderot, bu bilim adamının Gervaise Holmes adında bir rahiple olan konuşması üzerine (“Eğer Tanrı’ya inanmamı istiyorsanız, ona dokunabilmemi sağlamalısınız”) yazdıkları başını derde sokan asıl unsuru olmuş kitabın anlaşılan. Saunderson’un ağzından yazılan bazı düşüncelerin içerikleri, örneğin evrim teorisini çağrıştıran bölüm, kitabın yarattığı tepkinin nedenlerini daha iyi anlamamızı sağlıyor. Saunderson’a atfettiği sözlerin ve düşüncelerin çoğu aslında Diderot’ya ait. İngiliz politikacı, yazar ve gazeteci John Morley 1878’de yayımlanan “Diderot and the Encyclopaedists” adlı kitabında açıklıyor bu durumu ve Fransız filozofun kaynak olarak gösterdiği eserin ve yazarının sahte olduğunu belirtiyor.

1751’de yayımlanan “Lettre sur Les Sourds et Muets a l’usage de Ceux qui Entendent et Qui Parlent“ (Sağır ve Dilsizler Üzerine Mektup) adlı kitabı ile bir bakıma kardeş bir eser üreten Diderot’nun, fikirleri ile ilham verdiği Fransız Devrimi sırasında, kurşundan imal edilmiş olan tabutu mezardan çıkarılarak silahlar için mermi yapmak amacı ile kullanılmıştı. Onun bu kitabı “entelektüel” tartışmalara meraklı olanlar başta olmak üzere herkesin ilgisini çekebilecek bir klasik, özetlemek gerekirse.

(“Görenlerin Yararına Körler Hakkında Mektup” – “Lettre sur Les Aveugles à l’usage de Ceux Qui Voient”)

(Visited 11 times, 1 visits today)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir