“Beni çok özgür hissettirdiniz. Hepiniz beni çok çabuk kabullendiniz. Şimdi bana bunu yapamazsın!”
Sosyal ilişkilerinde rahat olmayan ve kendine odaklı bir adamın, yeni komşuları olan bir adamla arkadaşlığına bağlanmasının hikâyesi.
Yönetmenliğe televizyon dizileri ile başlayan Andrew DeYoung’un senaryosunu yazdığı ve yönettiği, ABD yapımı film onun sinema için yaptığı ilk çalışma ve “cringe comedy” türünün son dönemdeki beğenilen örneklerinden biri. Başrollerdeki Tim Robinson ve Paul Rudd’un iyi bir “uyumsuz ikili” oluşturduğu film erkekler arasında dostluğun “imkânsızlığı” üzerinden seyircisini eğlendirmeyi başarıyor. İkinci yarısında bir parça hedefini kaybeder gibi görünen ve öykünün kahramanının mesleği ile sosyal sıkıntısı pek de uyuşmayan yapıt, yine onun yaşadıkları ve yaşattıkları yüzünden sizi akıllıca bir ikileme düşürmesi, özellikle Tim Robinson’un sağlam oyunculuğu ve mizahını karakterlerine saygısını hep koruyan bir ciddiyetle anlatarak yüzeysellikten uzak durması ile eğlenceli ve ilgiyi hak eden bir sinema yapıtı.
Andrew DeYoung’un, arkadaş grubunda kendisini dışarıda kalmış hissettiği anlarda yaşadıklarından yola çıkarak yazdığını söylediği öykünün kahramanı Craig (Tim Robinson) bir reklam ve halkla ilişkiler şirketinde çalışan, eşi (Kate Mara) bir süre önce kanseri yenmiş olan ve ergenlik çağında bir çocuğa (Jack Dylan Glazer) sahip bir adamdır. İş yerinde genellikle kendi başına olan ve iş arkadaşları ile pek kaynaş(a)mayan Craig’in hayatı yeni komşularının gelişi ile değişir. Yerel bir televizyon kanalının gece haberlerinde hava durumu sunuculuğu yapan Austin (Paul Rudd) adeta Craig’in -belki de aradığının farkında bile olmadığı- ideal arkadaşıdır ve konuşması, yaşam şekli ve tercihleri ile kahramanımızı kendisine bağlar. Ne var ki işler hiç de Craig’in arzu ettiği gibi gelişmeyecek ve, komik ve tuhaf olaylar yaşanacaktır.
“Cringe comedy” mizahın sosyal ortamlar ve ilişkilerdeki beceriksizlik, kendi kendini yıpratmak ya da sadece kişinin kendisine komik gelen ama diğerlerinin öyle bulmadığı durumlar üzerinden üretildiği bir komedi türü. Bu öykünün kahramanı olan Craig’in iş yerindeki konumu onun sosyal ortamlarda dışlanmasının örneklerinden birini oluşturuyor ve seyircinin onunla ilgili empati duymak ile hoşlanmamak arasında gidip gelen duygulara sahip olmasının da nedenlerinden birini gösteriyor. Onu çalıştığı yerde ilk gördüğümüzde bardağını ağzına kadar doldurması yüzünden kahvesini zorlukla taşımasına, selamlaştığı bir iş arkadaşının arkasından onun için “salak” demesine ve odasının penceresinden, dışarıda eğlenceli bir sohbet içinde sigara içen ve aralarında ol(a)madığı arkadaşlarına bakmasına tanık oluyoruz. Çekingen biri değil Craig ama daha sonra iş dışındaki ortamlarda da başka örneklerine tanık olacağımız şekilde, sözleri ve eylemleri ile kendini sık sık tuhaf/rahatsız durumlara düşürmekte, kendine odaklı bakışının sonucu olan davranışları ve düşünceleri dışlanmasına veya en iyi ihtimalle etrafında rahatsız sessizliklerin doğmasına yol açmaktadır. Oğlu babası ile soğuk bir diyalog içindeyken, annesi ile sevgi dolu bir ilişki kurmuştur ve bu da kahramanımızın yaşamının her alanında aynı sıkıntıları yaşadığını göstermektedir. Onun karakterini açılış sahnesinde çok iyi anlatıyor Andrew DeYoung: benzer sıkıntıları yaşayanların toplandığı bir terapi grubunda konuşanları izlediğimiz bu sahnede karısı kanseri atlattığını ama nüksetmesinden korktuğunu dile getirirken, kadının bazı sözleri Craig’in konuyu kendine çevirmesine ve kendi duygularını öne çıkarmasına neden oluyor. Kendisinin sıradan görünümü ve pek çekici, popüler bir havasının olmamasının tam zıddı bir resim çizen Austin’den süratle etkilenmesi ve bağlanması öykünün mizahının temel kaynağı olurken, yönetmen bazı ufak oyunlarla (örneğin karizmatik Austin’in, koltuğunda özgüveni ve rahatlığını gösteren bir şekilde bacaklarını açarak oturması) iki karakterin farklılıklarını eğlenceli bir şekilde anlatıyor.
Andrew DeYoung’un senaryosu kara komediye yakın duruyor ve kahkaha attırmaktan çok, çizdiği resmin tuhaflığı ve hatta hüznü ile seyircisini gülümsetmeyi ve düşündürmeyi hedefliyor. Birkaç beklenmedik komedi ânı (Craig’in cam kapılarla problemi gibi) ile yine de zaman zaman kahkaha da atabileceğiniz film, afişine de yansıyan ifade ile erkeklerin arkadaşları olmaması gerektiğini söylese de, öykü bu tür arkadaşlığın imkânsızlığını Craig’in karakteri üzerine kuruyor asıl olarak ve kendi ifadesini boşa düşürüyor bir bakıma. Kaldı ki Austin’in başka erkeklerle arkadaşlığı ya da Craig’in iş yerindekilerin kendi aralarındaki dostlukları da ters düşüyor bu söylemle. Öykünün kahramanının Austin’e olan hayranlığının ve bağlılığının çok hızla ilerlemesi (“Hayatın kıyısındayım ve manzara muhteşem”), onu taklit etmeye başlaması ve “Zekisin, iyi bir işin var, tedirgin olunacak bir şey yok. Sadece kendin ol. Sen tam bir prenssin” motivasyonunun hayli komik bir şekilde sonuçlanmasının birer kanıtı olduğu gibi, Craig’ten kaynaklanıyor tüm problem. Peruk ve cep telefonu sahipliği gibi öğeler üzerinden Austin’in imaj oyunları da alay ve eleştiri konusu yapılıyor ama bunlar “erkeklerin arkadaşı” olmamalı söylemini desteklemiyor. Craig’in bir reklam/halka ilişkiler şirketinde çalışıyor olması da sorunlu bir yanı öykünün; sonuçta bir politikacıya yapılan kampanya sunumunda yaşananların daha önce de olması ihtimali pek de düşük değil ve bu da işinin gerçekçiliğini sorgulatıyor açıkçası.
Ev ve iş ortamında başkaları tarafından nasıl görüldüğünün ve kendisine nasıl davranıldığının farklı örnekleri Craig’e hem sempati göstermenize hem de onunla arkadaş olmayı isteyip istemeyeceğinizi sorgulamanıza neden oluyor. Filmin olumlu yanlarından biri bu; çünkü karakteri iyi ve kötü gibi kalıplar içine sığdırmaya çalışmıyor senaryo ve daha da ilginç kılıyor onu böylelikle. Filmin değer ve ilgi görmeyi arzulayan, bunu bulduğunda da kaybetmek istemeyen Craig’in öyküsüne çekicilik katan bir diğer yanı ise bu tür komedilerde genellikle ihmal edilen görsel estetiği; pek çok benzer filmin düştüğü sit-com’a yakın durma tuzağından bu yapıtı uzak tutan, Andy Rydzewski’nin görüntülerinde yakalanan estetik düzey olmuş görünüyor asıl olarak. Austin’in eşi karakterinin öyküye iyi yerleştirilemediğini ve öykünün başlangıcında Craig’in evini neden satışa çıkardığının ikna edici bir açıklamasının verilemediğini de belirtelim ve güncel bir araştırmaya göre ABD’de erkeklerin %15’inin, Birleşik Krallık’taysa %28’inin yakın tek bir arkadaşının bile olmadığını söylediği bir dünyada, bu filmin öneminin daha da arttığını ekleyelim. Özetle söylemek gerekirse, bu bağımsız komedi kendine has görünen havası ile de ilgiyi ayrıca hak eden eğlenceli bir sinema yapıtı.