Mädchen in Uniform – Leontine Sagan / Carl Froelich (1931)

“Sizin günah dediğinize, ben sevginin binlerce yüzü olan harika ruhu diyorum”

Yatılı okula gönderilen genç bir kızın, okuldaki tüm öğrencilerin hayran olduğu bir kadın öğretmene âşık olması ile gelişen olayların hikâyesi.

Christa Winsloe’nun ilk kez 1930’da sahnelenen “Ritter Nérestan” adlı oyunundan uyarlanan senaryosunu Winsloe ve Friedrich Dammann’ın yazdığı, yönetmenliğini Leontine Sagan’ın yaptığı bir Almanya filmi. Yapımcılardan biri olan Carl Froelich’in “sanatsal yönetmen” olarak katkı sağladığı ve aslında ortak yönetmenliğini üstlendiği film sinemanın ilk lezbiyen aşk temalı filmlerinden biri olması, hemen tamamı tek bir mekândan geçen öyküsünün tamamen kadın karakterler üzerine kurulması, bir kadın yazarın oyununa dayalı olan filmin yine bir kadın tarafından yönetilmesi ve “Beni bu şekilde sevemezsin” tepkisine yürekten verilen bir “Neden?” tepkisinin yakıcılığı ile önemli bir çalışma. Bugün bir kült filme dönüşen bu siyah-beyaz yapıt zamanında çeşitli sansür uygulamaları ile karşılaşmış ve sadece Almanya’da değil, Japonya, ABD, İngiltere ve Fransa’da da hayli beğeni toplamıştı. Yeniden yapımları ve ilham verdiği, benzer temalı başka filmlerle birlikte önemli bir klasik yapıt bu ve 1930’ların sinemasının görsel tercihlerinin başarıyla uygulanması ile de dikkat çekiyor.

Christa Winsloe’nun oyunu ilk sahnelendiğinde “Ritter Nérestan” adı kullanılsa da, bugün daha çok asıl ününe kavuşmasını sağlayan Berlin’deki 1 yıl sonraki sahnelenmesinde tercih edilen “Gestern und Heute” (Dün ve Bugün) ismi ile anılıyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransız direniş örgütüne katılan bu Alman yazar pek çok Yahudinin İsviçre’ye kaçırılmasına yardmcı da olmuş ama 1944’te onu Gestapo ile ilişkilendiren bir yanlış ihbar sonucu Fransızlar tarafından öldürülmüş. Winsloe’nun 1933’te yayımlanan “Das Mädchen Manuela” adlı bir romana da dönüştürdüğü oyunun 1958’de Géza von Radványi tarafından Almanya ve Fransa ortak yapımı olarak çekilen ve aynı adı taşıyan bir uyarlaması daha var ve bu uyarlama için Leontine Sagan’ın filminin yeniden ama daha muhafazakâr bir şekilde yeniden çekilmişi demek mümkün. Katharine Brooks’un 2006 ABD yapımı “Loving Annabelle” ve Léa Pool’un 2001 Kanada yapımı “Lost and Delirious” (Kayıp ve Çılgın) filmlerine ilham kaynağı da olan yapıtın, temasını incelikli ele almasından çok etkilenen Amerikalı yapımcı Irving Thalberg’in “Queen Christina” (Rouben Mamoulian, 1933 – Kraliçe Kristina) filmini yapmaya karar vermesini sağladığı da söyleniyor. O filmde İsveç kraliçesi Christina’yı canlandıran Greta Garbo’nun bir kadınla öpüştüğü sahnenin sinema tarihine geçmesinde de Christa Winsloe ve Leontine Sagan’ın önemli bir payı olmuş bu nedenle. Oyundan yapılan bir diğer sinema uyarlaması ise Nazi yönetiminden dolayı ülkesini terk ederek Meksika’ya yerleşen Alman yönetmen Alfredo B. Crevanna tarafından 1951’de çekilen “Muchachas de Uniforme” olmuş ve diğerleri gibi bunun da beğenilen filmler arasında yer alması, Winsloe’nun metninin gücünün de bir kanıtı olmuş kesinlikle.

Önce bir çanın ve sonra bir borazanın sesini duyuyoruz öykünün başında ve anlaşılan film olayların yaşanacağı dönemin atmosferine göndermede bulunuyor bu iki sesle. Yaklaşan faşist iktidara ve dönemin püriten değerlerine bir işaret adeta bu iki sesten ve Potsdam’dan birkaç fotoğrafla şehrin tarihi bina ve heykellerini gösterdikten sonra, önce eğitim yürüyüşündeki askerleri (filmin -uzaktan da olsa- erkekleri gösterdiği tek sahne bu), ardından da tek tip kıyafetleri ile başları öne eğik olarak yürüyen genç kızları getiriyor karşımıza film. Bir yatılı kız okulundayız ve teyzesi tarafından buraya getirilen öksüz Manuela (Hertha Thiele) ile tanışıyoruz. Önceki okulunda “dersleri pek iyi olmayan” ve okul müdiresi (Emilia Unda) ile tanışma sahnesindeki davranışlarından bir parça asi olduğu anlaşılan “14.5” yaşındaki kızın yeni arkadaşlarından ilk öğreneceği ise okulun genç öğretmenlerinden Bayan von Bernburg’un (Dorothea Wieck) şöhreti olacaktır: “Bayan von Bernburg’a âşık olmayan kız yoktur”. Manuela da kısa süre içinde hayranları arasına katılacaktır genç öğretmenin ve bu da hem bir ilk aşkın yıkıcılığı hem de bu aşkın “yasak” olan türden olması yüzünden dramatik sonuçlar yaratacaktır.

Öykünün dikkat çeken yanlarından biri eşcinsel aşka yaklaşımı: genç kızların her biri için -kendileri bu yönelime sahip olmasa da- oldukça normal bir durum bu ve hatta, iktidarı ve toplumdaki egemen değerleri temsil ettiğini düşünebileceğimiz müdireyi bir kenara bırakırsak, en azından o mekânın sınırları içinde nerede ise sıradan bir olgu olarak karşılanıyor. Kızların dolaplarının kapaklarına erkek ünlülerin (döneminde Almanya’nın en ünlü yıldızlarından biri olan Hans Albers’in adı özellikle anılıyor) fotoğraflarını asmaları ve bir dergideki mayolu bir erkeğin resmine heyecanla bakmaları kadar sıradan bir durum bu. Hatta Manuela’nın zor durumunda hepsi samimi bir şekilde arkasında durmayı seçiyorlar onun. Okulun dışındaki değerlerin karşılığının “İyileşmen şart” veya “Beni bu şekilde sevemezsin” gibi ifadeler olduğu bir aşkın, içeride “Manuela’ya yardım etmeliyiz” tepkisi ile karşılandığı bir dünya çiziyor film ve dönemi için hayli ilerici bir tutum takınıyor böylece. Bu da filmin Almanya’da sansürle ilgili sıkıntısını da açıklıyor kuşkusuz: sansüre gönderilen ilk versiyon ve bazı sahneler atılarak yaratılan ikinci versiyonu gençlerin görmesi yasaklanmış ama tam bir sansüre uğramamış yine de. Tam onay ise savaştan sonra, 1949’da çıkmış sansür kurumundan. İşin ilginç yanı, 1958’deki yeniden çekimin hem Prusya’ya hâkim olan değerlere yönelik eleştirinin dozunu çok azaltması hem de öğretmen figürü açısından aşkın kendisini nerede ise bir annenin kızına duyacağı türden bir içeriğe dönüştürmeyi seçmiş olması.

Dinin günlük hayatın içinde yer aldığı ve bunun bir örneği olduğu Prusya püritenizmi değerlerine eleştirisi var öykünün. “Yoksulluk günah değildir. Yoksulluk insanı asil kılar. Prusyalı olmak bu demektir” diyen ve öğrencilerin disiplin ve az yemek yiyebilmekle ilgili eleştirilerini tepki ile karşılayan okul yöneticisinin yaklaşımı üzerinden, bir başka ifade ile söylersek, o küçük toplumdaki iktidar üzerinden yapıyor eleştirisini film temel olarak. Elbette dolaylı görülebilir bu eleştiri ama filmin bu politik boyutunu bir manifestoya dönüştürmemesi doğru bir seçim olmuş açıkçası. Senaryonun “erotik” yaklaşımı da bu şekilde dozunda ve sembolik tutulmuş; örneğin kızların toplu banyo sahnesinde -elbette hiçbir çıplaklık görüntüsü yok- kabin perdelerinin açık olması ve hep birlikte eğlenerek ve sohbet ederek yıkanmalarının bir öğretmenin içeri girmesi ile kesintiye uğraması (herkes kendi kabinine çekilip, perdesini kapatıyor) bir baskının varlığının ve kısıtlanmanın sembolü. Dolayısı ile bu sahneyi bireysel boyut ile veya o mekân ile sınırlı tutmamak, daha genel bir bağlamda değerlendirmek gerekiyor. Bayan von Bernburg’un özgürlükçü tavrının (sadece aşk değil, her konuda özgürlükçü bir tavır bu) yönetiminki ile çatışması da filmin hangi tarafta durduğunun bir göstergesi kuşkusuz.

Özellikle dramatik sahnelerde veya derin bir sevginin dışavurumunun anlatılmak istendiği görüntülerde kameranın yakın plan yüz çekimlerine başvurması, karakterin otoritesini ve gücünü vurgulamak için kameranın alttan çekim yapması veya yine dramatik sahnelerde karakterin kameraya (bize) doğru konuşması ve/veya yüzün özel bir ışıkla aydınlatılması gibi klasik görsel tercihlere sıklıkla başvurulan filmin siyah-beyaz görüntü çalışması da (görüntü yönetmenleri Reimar Kuntze ve Franz Weihmayr) özenli estetiği ile dikkat çekiyor. Kalabalık oyuncu kadrosunun hareketlerini etkileyici bir şekilde yakalayan kamera hareketleri ve aydınlık sahnelerde bile ışık ile karanlığın zıtlığından yararlanma becerisi bu başarının en önemli araçları olmuş.

Erkek rollerini de kızların oynaması (sonuçta bir kız okulu burası) ile filmin “aynı cinsler arasında sevgi” boyutuna uygun bir örneğin ortaya çıkmasını sağlayan tiyatro oyununun (Schiller’in “Don Karlos”u) filmin yaratıcılarının o tarihte bilemeyeceği bir öyküsü de olacaktı Nazi döneminde: 2. Dünya Savaşı sırasında Nazilerin propagandadan sorumlu bakanı Goebbels’in de katıldığı Berlin’deki bir gösteride karakterlerden birinin kraldan düşünce özgürlüğüne izin vermesini istediği konuşmayı salondaki seyircilerin müthiş bir tezahürat ve alkışla karşılaması üzerine ışıklar açılmış ve tüm salon sessizliğe bürünmüş. Oyun tekrar başladığında, kralın özgürlük isteyen karaktere yönelik “tuhaf fanatik” sözünü tek alkışlayan ise Goebbels’in kendisi olmuş.

Ağırlıklı olarak stüdyoda gerçekleştirilen çekimlerde Potsdam’daki askerî yetimhane binası da kullanılmış; birkaç kez görüntüye gelen ve dramatik bir ânın da ana mekânı olan merdivenler de o yapıya ait. 1934’te Japonya’da Yabancı Dilde En İyi Film seçilen ve Venedik’te seyirci oyları ile “Teknik Mükemmeliyet” ödülünü kazanan yapıtta o tarihte 23 yaşında olan ve “14.5” yaşındaki bir karakteri canlandırmak gibi bir zorluğa rağmen sağlam bir oyunculuk çıkaran Hertha Thiele, duru güzelliğini sade ve güçlü bir performansla destekleyen Dorothea Wick ve klasik sinemanın tadını hatırlatan oyunculuğu ile Emilia Unda başta olmak üzere tüm kadro işlerini başarı ile yapmışlar. Açılışta kameranın tek tip kıyafetleri içindeki kızları başları öne eğik vaziyette ve tek sıra halinde yürürken göstererek bir mahkûmiyet durumuna işaret etmesi ile öyküsüne iyi bir giriş yapan film, sinemanın ilk dönemlerinden önemli ve diğerlerinin takip edeceği yolun taşlarını döşeyen bir çalışma.

(“Girls in Uniform”)