Ren Zhe Wu Di – Cheh Chang (1982)

“Beş Element Oluşumu’nda altın, odun, su, ateş ve toprak elementleri vardır”

Ninjaların, şefini ve tüm öğrencilerini öldürdüğü bir kung fu okulunun hayatta kalan tek öğrencisinin intikam hikâyesi.

Senaryosunu Cheh Chang ve Kuang Ni’nin yazdığı, yönetmenliğini Chang’ın yaptığı bir Hong Kong filmi. 1958 – 2011 arasında faaliyet gösteren ve Hong Kong’tan çıkan pek çok dövüş sanatı filminin yapımcısı olan Shaw Brothers Studio’nun parlak dönemlerinin sonlarında çekilen film bu türün biçim ve içerik kalıplarının başarı ile kullanıldığı örneklerden biri: onur, bağlılık, gelenekler, ihanet, hoca ve öğrenci ilişkisi ve elbette intikam temalarını içeren ve “mekanik” bir şekilde akan bir öykü ve koreografileri ile göz dolduran ve aralıksız süren dövüş sahneleri. Klasik bir kötü ve iyi çatışmasını, akıllıca düşünülmüş ve tasarlanmış silah ve pusu çeşitleri ile anlatan film, bu tür yapıtlardan hoşlananların keyifle izleyeceği; atılan yumruk ve tekmelerin ve birbirine vuran objelerin ve dövüşenlerin naraları ile, bekleneceği gibi hayli “gürültülü” ve kanın bol bol döküldüğü bir çalışma.

Öykü rekabet halindeki iki dövüş okulunun mücadelesini anlatarak başlıyor. Taraflardan biri bir Japon Ninjitsu ustasını kullanarak diğerini tuzağa düşürür ve gafil avlanan okulun hayatta kalan tek üyesi, Ninjaların tekniklerini öğrenerek intikam almanın peşine düşer. Bu kısa öykünün, meraklıların başını, gelişmelerini ve sonunu kolayca tahmin edebileceği bir içeriği olduğu açık ve senaryo da türün hemen tüm örnekleri gibi bunun farkında elbette. Bu nedenle tam da ve sadece bekleneni vermekten çekinmiyor film ve çekiciliğini hem bu aşinalığın verdiği “rahat seyir keyfi”nden hem de bu tanıdık öykünün tatmin edici dövüş sahnelerinden alıyor. Evet, kesinlikle hayli mekanik bir senaryo var karşımızda ve ortalama bir seyirci bir sahneyi izlerken hemen ardından gelecek olanı kolayca tahmin edebilir; bir başka ifade ile söylersek, otomatik bir makine nasıl sadece ayarlandığı şekilde çalışır ve bunun dışına çıkmazsa, ve bu bağlamda sınırları belirlenmiş bir mekanik yaşamı varsa, bu öykü tam da böyle akıyor.

Zaman zaman ani ve sert zum hareketine başvurulan filmin dövüş sahnelerinin koreografisi bir dans tiyatrosu örneğini çağrıştırıyor ve oyuncular da zaman zaman adeta poz vererek canlandırıyorlar rollerini. Bol mimikli oyunculuklar herhangi bir yapaylık hissi yaratmıyor; aksine hafif mizah anlarının doğmasını sağladığı gibi, oyuncuların asıl performans alanları olan fiziksel gösterileri de eğlenceli bir şekilde destekliyor. Öykünün çok önemli bir kısmını oluşturan kung fu / ninjitsu sahneleri kuşkusuz filmin asıl çekiciliğini oluşturuyor ve kimi hayli sert ve kanlı olan ölüm sahnelerini izlemeyi de kolaylaştırıyor bir bakıma. Tüm oyuncuların fiziksel becerilerini sonuna kadar sergilediği ve kurgunun da yardımı ile zaman zaman parmak ısırtan akrobatik hareketler sergilediği bu sahnelerde kullanılan silah çeşitleri ve kombinasyonları, özellikle de tuzak çeşitleri oldukça yaratıcı tasarımların ve düşüncelerin eseri. Benzer şekilde, bu tuzaklardan kurtulmak için başvurulan yöntemler de aynı yaratıcılığın parlak örneklerini oluşturuyor ve film hiç tekrara düşmeden, her defasında şaşırtıyor ve eğlendiriyor seyircisini.

Öyküde doğrudan bir milliyetçilik yok ama kötü karakterlerden en önemlisinin Japon olması ve onunla işbirliği yapan, dolayısı ile ihanet içinde olan Çinlilerin de hainliklerinin bedelini ödemesini atlamamak gerek. Kaldı ki temel olarak Ninjalar hep sinsi ve bir kahramana yakışmayacak şekilde pusu kuruyorlar rakiplerine (“Kahramanlar pusu kurmaz!”) ve bu nedenle, güçlü ve cesur olsalar da mert değiller kesinlikle. Ne var ki film onların hakkını onur konusunda veriyor ve kaybedince harakiri yaparkan gösteriyor onları. İyi kötü ayrımını tarafların kıyafetleri üzerinden de yapıyor film ve iyileri masumiyetin beyazı, kötüleri ise karanlığın siyahı içinde gösteriyor her zaman. Senaryonun tek kadın karakterinin kullanımı da eril bakış açısı ile çizilmiş görünüyor. Gözyaşlarını ve bedenini kullanan bir hain bu karakter ve ihanetinin bedelini de ödemek zorunda kalıyor, tam da bu tür filmlerden bekleneceği şekilde. Cheh Chang’ın filmlerinde kadınların genellikle kahramana zarar veren ve bazen de ölümüne neden olan bir profille çizildiğini de hatırlatmakta yarar var.

İlginç bir seçimi de olmuş filmin: bazen karakterlerin, silah olarak kullanılan objelerin (“şapka içindeki oklar”) veya kullanılan dövüş tekniklerinin (“ters takla”) isimleri beliriyor görüntünün üzerinde. Bu isimlerin bir kısmının zaten gördüğümüz bir şeyi ifade ediyor olması ve bu yüzden de seyirciye herhangi bir ek bilgi sunmuyor olması bu tercihin gerekliliğini sorgulatıyor doğal olarak. Hong Kong dövüş sanatı filmlerinin olmazsa olmazı yavaşlatılmış görüntülerle oyuncuların beden hareketlerinin, sert sahnelerin ve dökülen kanın altını estetik biçimde çizen film, bire karşı beş, altı kişinin dövüştüğü sahnelerin inandırıcılığını ise iyi düşünülmüş koreografiler ile sağlamış görünüyor. Görüntü yönetmeni Wen-Yun Huang’ın parlak renklerle zenginleştirilmiş görüntü çalışmasının da dikkat çektiği filmin, benzer filmlerin ortalamasından daha sert ve kanlı sahneler içermesi, öyküsünün bazen dozu kaçmış mekanikliği ve inandırıcılık gibi problemleri olsa da, meraklılarını tatmin edecek bir çalışma olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

(“Super Ninjas” – “Chinese Super Ninjas”)