Düşünceler – Marcus Aurelius

121 – 180 arasında yaşayan, 161 – 180 arasında Roma imparatoru olan Marcus Aurelius Antoninus’un, ordusu ile seferlerde olduğu sıralarda yazdıklarından oluşan bir kitap. Stoacı bir filozof olan Aurelius, Roma İmparatorluğu’nun refah döneminin “Beş İyi İmparator”unun da sonuncusuydu. 170 – 180 yılları arasında oluşturulan kitap onun yaşam, ölüm, insanı insan yapan değerler ve Stoacılık’ın özüne uygun olarak, her şeyin sürekli devinim ve değişim içinde olması üzerine düşüncelerini içeriyor. Yunanca yazdığı eserde Aurelius “sen” sözcüğü ile notları okuyacak olana seslenir gibi görünse de, aslında burada hitap ettiği, sorguladığı ve öğüt verdiği kişi kendisi. Eser hem Aurelius ve Roma dönemi meraklılarının hem de Stoacılık’a ve felsefeye ilgi duyanların ilgi ile okuyacağı, -bir parça abartı ve ironi ile söylersek- bir “kişisel gelişim rehberi” kitabı.

Kitabın bir orijinal adının olup olmadığı ve varsa da ne olduğu hakkında bir kesin bilgi yok; bu nedenle gerek diğer dillerde gerekse o dillerden Türkçeye yapılan çevirilerde farklı başlıklar seçilmiş: “Düşünceler”, “Kendime Düşünceler”, “Derin Düşünceler” vs. Üzerine yazılan farklı kitapların (örneğin Donald Robertson’un “How to Think Like a Roman Emperor” (Roma İmparatoru Gibi Düşünmek: Marcus Aurelius’un Stoacı Felsefesi), Pierre Hadot’nun “La Citadelle Intérieure. Introduction aux Pensées de Marc Aurèle” (İçsel Kale – Marcus Aurelius Üzerine Düşünceler) veya John Sellars’ın “Marcus Aurelius” adlı kitapları) varlığının da kanıtı olduğu gibi, insanlık tarihi içinde önemli bir yere sahip Aurelius ve onun “Düşünceler” adlı eseri. Hayranları arasında Goethe, John Stuart Mill, Bill Clinton ve Büyük Frederick gibi isimlerin de olduğu ve Aurelius’un 170 – 180 arasında yazdığı kitabın hâlâ çok satıyor olması da bir başka kanıt olarak görülebilir yapıtın değeri ile ilgili. Örneğin İngiliz Penguin Random House’un baskısı 2012’de 16 bin adet satılırken, düzenli artışla 2019’da 100 bine ulaşmış bu rakam. Bu ilgide Stoacılık’ın artan popülerliğinin de önemli bir payı var kuşkusuz. Alain de Botton 2020’de yayımlanan “The School of Life: An Emotional Education” adlı eserinde Stoacılık’ın “çok büyük ve son derece pratik bir amaca sahip” olduğunu yazmıştı: “İnsanlara bunaltıcı kaygı ve acı karşısında nasıl sakin ve cesur olacaklarını öğretmek”. Bu felsefeyi “felaket için zarif ve zekice bir prova” olarak tanımlayan de Botton, onun “kaygı, paranoya, korku ve perspektif kaybıyla başa çıkmaya yardımcı olabileceğini de ekliyor sözlerine.

Şadan Karadeniz editörlüğünü Maristella Ceva’nın yaptığı ve 1989’da yayımlanan İtalyanca baskıdan yapmış çevirisini ve sade ve başarılı çalışması ile kitabın çekiciliğine önemli bir katkı sağlamış; onun bir o kadar önemli katkısı da hazırladığı uzun ve doyurucu Öndeyiş bölümü. Kitabın sonunda çeviri sırasında yararlandığı kaynak eserleri de sıralayan Karadeniz bu öndeyişi çok doğru bir alıntı ile açmış: Platon’un “Hükümdarlar filozof, filozoflar hükümdar olsaydı, kentlerin yüzü ışırdı” sözü adeta Aurelius için söylenmiş. Bu bölümde Roma’nın en parlak döneminin on dokuz yılında başta olan Aurelius’un bir filozof ve bir hükümdar olarak çifte kimliğini özetleyen çevirmen, ayrıca kitabın yazıldığı koşulları okuyucu ile paylaşırken, Stoacılık hakkında uzun ve özgün bir metinle kitabı zenginleştirmiş. Bu metinde önce bu felsefenin içeriği ve tarihçesi hakkında okuyucuyu bilgilendiriyor Karadeniz ve sonra da Aurelius’un Stoacılık bakışını özetliyor. Özdeyiş’in son bölümünde ise metinden yapılan alıntılarla örneklendirilerek, bu felsefenin ve Aurelius’un kitabının temel temaları açıklanıyor. Stoacılık’ın “hukuka ve ahlaka en büyük katkısı”nın, “çağdaş hukuk sistemlerinin doğrudan ya da dolaylı olarak etkilendiği Roma hukukunun temelini oluşturması” ve “dünya yurttaşlığı, bütün insanların kardeşliği, zümre ve ülke ayrılıklarının üstünde insanların hakça eşitliği anlayışı”nın olduğunu yazıyor Karadeniz. Bu bölümde Aurelius’un önemini, onu Seneca ve Epiktetos ile birlikte bu felsefenin Roma’daki üç büyük temsilcisinden biri olarak tanımlayarak anlatıyor çevirmen. Filozof imparatorun, bağlı olduğu felsefenin “ünün geçiciliği” temasını da sıkça tekrarladığı kitabında “yanıldığı” ana konunun da bu olduğunu söylüyor Karadeniz doğru bir saptama ile; sonuçta ölümünün üzerinden geçen neredeyse 2000 yıl sonra bile bugün hâlâ konuşulan ve eseri ve yaşamı rağbet gören bir “ünlü” Aurelius.

Şadan Karadeniz’in belirttiği gibi, Aurelius’un “12 kitap”tan oluşan eseri “ideal insan -olmak değilse de- olabilmek, olmak yolunda kendini geliştirme süreci” ile ilgili ve “içtenlikli, özentisiz” bir dil ile yazılmış. Her bir bölümün sonunda yer alan ve birkaçı dışında tamamı çeviriye esas olan İtalyanca baskının editörü Ceva’ya ait olan notların içerdikleri el bilgiler ve açıklamalar da okuyucuya epey yardımcı oluyor. Aurelius’un metninde adı geçen bazı tarihî kişileri, bu metnin Stoacılık’ın prensipleri ile ilişkisi veya filozof imparatorun kendisine hitap ettiği cümlelerin ardında yatan ve çoğu okuyucunun bilemeyeceği bilgileri açıklıyor bize bu önemli ve değerli notlar. Aurelius’un kimlerden hangi alıntıları yaptığı veya kimlerin hangi fikirlerine göndermede bulunduğunu da bu notlar olmadan bilmek mümkün olmazdı. Yeri gelmişken, Aurelius’un döneminin bilgi birikimine oldukça hâkim olduğunu gösterenin sadece kendi yazdıkları değil, işte bu göndermelerin de olduğunu belirtmekte yarar var. İyi bir eğitim görmüş, öğrendiklerini içselleştirmiş ve kendi birikimini inşa ederken bunları kullanmış bu Roma imparatoru.

“… ezelden beri her şey aynıdır ve hep aynı döngü yinelenir” veya “insan yaşlı da ölse genç de ölse, ölünce aynı şeyi yitirir; şimdiki zaman insanın yoksun kalabileceği biricik şeydir, çünkü sahip olduğu biricik şeydir, hiç kimse sahip olmadığı bir şeyi yitiremez” gibi ifadeler, Alain de Botton’un kitabının adından (Romalı senatör ve filozof Boethius’un kitabının adından alınmıştı b başlık) yola çıkarak söylersek “Felsefenin Tesellisi”ni hatırlatıyor ve modern dünyanın, mutsuzluklarına teselli arayan insanlarının kitaba ilgisinin sürmesinin izahı oluyor.

Hem imparator hem filozof olmasını, aynı anda hem üvey hem öz anne sahibi olmaya benzeten ve “… hiç kuşkusuz üvey annene de saygı duyardın, ama hep öz annene koşardın” ifadesinde felsefeyi öz annenin yerine kullanan Aurelius, bugün tarihin kabul ettiği gibi Roma’nın en iyi imparatorlarından biri olduğu gibi, bu kitabının da gösterdiği üzere, donanımlı bir entelektüel ve iyi bir filozof olarak da geçti uygarlık tarihine. Romalı tarihçi Herodian’ın övgü dolu şu ifadelerini gerçekten de hak eden bir isimdi Aurelius: “İmparatorlar arasında, bilgisini yalnızca sözleriyle veya felsefi doktrin bilgisiyle değil, kusursuz karakteri ve ölçülü yaşam tarzıyla da kanıtlayan tek kişi odur”. Bilinen anlamda bir kitap olarak yazılmadığı ve uzun bir zaman aralığında yazılan notların bir araya getirilmesinden oluştuğu için, zaman zaman doğal tekrarların olduğu kitap, “teselli arayan”ve bunun için de öncelikle yaşamın ve insanın anlamını anlamak isteyenler için.

(“Pensieri”)