Yazar, gazeteci ve akademisyen Haldun Taner’in 1955 – 1986 arasında farklı gazete ve dergilerde yayımlanan yazılarından oluşturulan bir kitap. Yazdığı öyküler ve tiyatro oyunları ile edebiyat tarihimize çok önemli eserler armağan eden Taner’in gazete ve dergilerdeki köşe yazıları da çeşitli başlıklarla derlenerek okuyucunun karşısına çıkarılıyor ve böylece edebiyatımızın bu önemli, özgün ve verimli kaleminin tüm üretiminin meraklısı ile buluşması sağlanıyor. Tıpkı öykülerinde olduğu gibi, bu yazılarında da insanı ve onu insan yapan değerleri odağına alan ve toplumumuzdaki ikiyüzlükleri, tutarsızlıkları ve zayıflıkları, edebî yapıtlarında sıklıkla karşımıza çıkan mizah unsurlarına da başvurarak anlatan Taner’in bu kitaptaki yazılarını yazar, çevirmen ve editör Tuncay Birkan yayına hazırlamış. Hemen tüm yazıların adeta bugün yazılmış kadar güncel bir içeriğe sahip olması, toplumumuzun ve aslında tüm dünyanın insanlık sorunlarının ezelî ve ebedî hâline işaret etmiyor sadece; pek çok yazının ortak teması olduğunu söyleyebileceğimiz “her şey daha kötüye gidiyor” saptaması, insanın sürekli değiştiğini ve her kuşağın kendinden sonrakileri daha bozulmuş olarak gördüğünü ve belki de bunun doğal bir akışa uyum sağlayamamamız olduğunu da söylüyor bize.
Haldun Taner’in bu derlemedeki yazılarının büyük bir kısmı Tercüman ve Milliyet gazetelerinde yayımlanmış ilk kez. Bu iki gazetenin yanında, Türkiyemiz, Playboy ve Alman gezi dergisi Merian dergilerinde yayımlanan birer yazı da kitapta yerlerini almışlar. Gazeteler ve bu dergilerin ikincisi herkesin bildiği yayın organları ama Türkiyemiz ve Merian hakkında kitapta çok kısa da olsa bir bilgi verilmemesi bu tür derleme eserlerde, bu kitaba özgü olmayan bir editörlük eksikliğini de hatırlatıyor bize. Taner’in yazılarının değerini düşüren ya da kitabın sunduğu okuma keyfini azaltan bir durum değil bu ama yayınevlerinin ve editörlük anlayışının, meraklı okuyucuyu dilerse farklı araştırmalara yöneltecek kısa dipnotlara yer vermeye gerek duyulmamasının bir diğer örneği bu eser. Yazılarda ismi geçen pek çok kişi ve olayın aradan geçen onca yıldan sonra ve bugünün okuyucusu tarafından bilinmesi ya da hatırlanması pek mümkün olmayacağı düşünülmeli ve kısa dipnotlarla bilgilendirme görevini de üstlenmeliydi yayınevi. Bu bilgilendirmeler hiç yok değil ama diğerleri ihmal edilirken, neden sadece özellikle o birkaçının seçildiğinin bir açıklaması da yok. Kitaptaki birkaç yazıda hitap edilen “devekuşu”nun kim olduğu pek çok okuyucu tarafından bilinemez örneğin; bu yüzden, Taner’in Tercüman Gazetesi’nde 1957 – 60 arasındaki yazılarının yer aldığı köşenin adının “Devekuşuna Mektuplar” olduğu bilgisi oldukça yararlı olabilirdi. Editörlüğün sadece seçme/derleme ile kısıtlı olmaması gerektiğinin başka örnekleri de var kitapta. “Asıl Başarı” başlıklı yazıdaki dipnot çok doğru örneğin ve Taner’in bir yanlış hatırlamasını düzeltiyor olması gerektiği gibi. Buna karşılık aynı yazıda Taner’in “… Muhit dergisinde bir hikâye okumuştum. Ya Reşat Nuri yazmıştı, ya da Macarcadan bir çeviri idi” ifadesi ile andığı öykünün, Reşat Nuri Güntekin’in 1927’de basılan “Tanrı Misafiri” adlı öykü kitabında yer alan “Hasta Çocuk” olduğu bilgisini eklemek, Taner’in eksik bıraktığını tamamlamak adına gerekliydi.
Kitaptaki yazılar “İnsanlık Halleri”, “Toplumsal Saygı Yoksunluğuna Dair”, “Değişenler, Değişemeyenler”, “Yaşlılar”, “Çocuklar”, “Kadınlar”,”Aşklar, Evlilikler”, “Yeşil ve Hayvan Sevgisi”, “Özel Günler, Tatiller”, “Galatasaray ve Galatasaraylılık” ve “Çeşitli” başlıkları altında gruplanmış. Bu bölümlerin ilkinde yer alan ve kitaba da adını veren yazı, Taner’in pek çok yazısında kendisini gösteren olumsuz, hatta karamsar havayı hemen her zaman umut dolu bir düşünce ile dağıtmasının da örneklerinden biri. Yitirilen toplumsal değerleri; saygı, sevgi ve dayanışmanın azalmasını, maddi ve yüzeysel olanın gittikçe daha baskın olmasını hep hüzünle anıyor, dile getiriyor Taner ama sık sık mizaha da büründürdüğü yaklaşımı ile umut vermeyi ve ne olursa olsun yaşamın güzelliğini hatırlatmayı da ihmal etmiyor. Yazıların hemen tamamının, bugün herhangi bir yayın organında basılsalar güncelliğini ve geçerliliğini koruyacak olması da işte hem bu karamsarlığı destekliyor hem de umudu. Aslında bugün anaakım medyada bu kadar yalın bir dille yazılmış, bu denli içten ve hesap kitapsız düşüncenin ürünü olan köşe yazılarını bulmamızın imkânsız olduğunu hatırlatması ise ne ile teselli edilebilir bilmiyorum.
Bir gazete veya dergi köşesinde yayınlanmış bu tür yazıları tarihin devasa çöplüğü içinde yitip gitmekten kurtaran ve onları yeni nesillerle buluşturan bu tür derlemeler çok önemli kesinlikle. “Ses Bandının Çağrışımları” başlıklı yazıda Taner, Alman Türkolog Profesör Franz Taeschner’nin 1954’te “yaşayan Türk yazarlarına kendi eserlerinden pasajlar okutup seslerini banda aldı”ğını yazıyor; aralarında Yahya Kemal Beyatlı”nın da bulunduğu bu yazarların ses kayıtları nerededir türünden soruları cevaplayacak bir araştırma için meraklısını/uzmanını teşvik etmesi ihtimali bu önemi kanıtlayan örneklerden biri sadece. “Çağımızın hızlı, hoyrat, düzayak gidişi”nde Haldun Taner’in bize seslendiği gazete/dergi yazılarının daha önce “Çok Güzelsin Gitme Dur” gibi kitaplarla da olduğu gibi derlenip, bugünün okuyucusu ile buluşturulması çok doğru ve gerekli, ve işte onlardan biri olan bu kitap da keyifle ve düşünerek okunacak bir yapıt.