Zhong Hua Zhang Fu – Chia-Liang Liu (1978)

“Japonya’da da dövüş sanatları olduğunu duydum ama uzun bir geçmişi olan bu sanatlar Çin kökenlidir. Çin kung fu’su dünya çapında ünlüdür, Japon dövüş sanatları ise nispeten önemsizdir. Çin kung fu’sunun daha iyi olduğu kanıtlanmıştır. Japonya’ya döndüğünde yeteneklerini geliştirmiş olmalısın. Hangi dövüş sanatını kullanırsan kullan, benimle bir müsabakaya girersen ve tek bir kategoride bile kazanırsan mağlubiyeti kabul edeceğim”

Japon bir kadınla Çinli bir adamın evliliğinin, iki ülkenin kültürleri ve özellikle de dövüş sanatları üzerinden yaşanan tartışmalar yüzünden tehlikeye girmesi ile yaşananların hikâyesi.

Senaryosunu Kuang Ni takma adı ile çalışan Cong Ni’nin yazdığı, yönetmenliğini Chia-Liang Liu adını da kullanan Lau Kar-leung’un yaptığı bir Hong Kong filmi. Hong Kong sinemasının özellikle dövüş sanatı fimlerinde sıkça rastlanan, farklı isimler kullanmanın örneklerinden biri olan yapıt elbette öncelikle “dövüş sanatları”ndan hoşlananlar için. Özellikle 1970 ve 80’lerde bizde olduğu gibi dünyanın pek çok ülkesinde epey ilgi toplayan ve bugün de fanatikleri olan türün önde gelen örneklerinden biri olan çalışma beklenen ve sevenlerinin de talep edeceği pek çok dövüş sahnesine sahip ve bu açıdan tatmin de ediyor seyircisini; ama filme ek bir boyut katan unsur, Çin ve Japonya arasındaki geleneksel çatışmayı öyküsünün odak noktasına yerleştirmesi, daha önceki yapıtların aksine bunu “daha az milliyetçi” bir tutumla gerçekleştirmesi ve geleneksel Japon dövüş sanatının örneklerini de birer birer seyircinin karşısına çıkarması olmuş.

Filmin ilk dört dakikası açılış jeneriğinden önce geliyor karşımıza. Hong Konglu Ho Tao (sinemada Gordon Liu Chia-hui takma adını kullanan Sin Kam-hei) çocukluğundan tanıdığı ve o dönemde aileler arasında yapılan anlaşma ile evlenmelerine karar verilmiş olan Japon Kung Zi’nin (Yuka Mizuno) gelmek üzere olmasından dolayı tepkilidir. Japonya’da ticaret yapan ve Kung Zi’nin babası ile ortak işleri de olan babası (Ching Miao) getirmiştir kızı ama “çocukluğunda çirkin” olan genç kadın ile evlenmeye kesinlikle karşıdır genç adam (“Zorla evlendirilmektense ölmeyi yeğlerim”). Ne var ki Kung Zi çok güzel bir kadın olmuştur ve onu görür görmez evliliğe yürekten bir evet der Ho Tao! Bu evlilik için düzenlenen tören ise ilk çatışmanın kültürel bir bağlamda ortaya çıkmasına neden olur; Çinli kadın misafirler gelinin beyaz giymesini kınarlar çünkü bu uğursuzluk demektir ve yeni gelin kayınpederinin önünde 3 kez eğilmeyi ancak ikinci denemede gerçekleştirir. Ho Tao Çin dövüş sanatlarının uzmanıdır ama Kung Zi de aynı sanatın Japon versiyonunda iddialıdır. Hangi sanatın daha iyi olduğu konusunda aralarında çıkan tartışma, içinde romantizmin ve özellikle Ho Tao’nun yardımcısı Chow Kan (Cheng Hong-Yip) üzerinden yaratılan mizahın da olduğu, elbette bol dövüşmeli bir öykünün doğmasına neden olacaktır. Bu öyküde onur, aşk, kıskançlık, intikam, hırs ve milliyetçilik baş köşeleri tutarken, şık koreografili dövüş sahneleri de meraklısını tatmin edecektir.

Film 1978’de çekilmiş ve İkinci Dünya Savaşı’nın üzerinden henüz 33 yıl geçmiştir sadece ve o savaşta kaybeden tarafta olan Japonya, kazanan tarafta olan Çin’e karşı çok kötü savaş suçları işlemiştir. Her ne kadar Hong Kong 1978’de İngiliz kolonisi olsa da ve hatta ülke halkı Çin’e bağlanmayı (1997’de gerçekleşen bu işlemde Çin hükümeti takip eden 50 yıl boyunca Hong Kong’a ekonomik ve politik açından farklı bir statüyü taahhüt etti) pek de arzu ile beklemese de, ülkenin sinema endüstrisinde de kendisini gösterdiği gibi kültürel ve tarihi açıdan bir bağlılık vardı Çin’e karşı. Hong Kong sinemasında bunun karşılığı Japonların öykülerde kötü karakterler olarak hayat bulması oldu; zalim, sinsi ve korkaktı Japonlar genellikle Hong Kong filmlerinde. Lau Kar-leung’un filmi, ilk örnek olmasa da, işte bu filmlerden farklı bir yerde durması ile dikkat çekiyor. Elbette asıl kahramanlıklar Hong Konglulardan geliyor, Çin dövüş sanatı Japonlarınkinden daha çekici ve üstün olarak gösteriliyor ve ikili çarpışmalarda hileye başvuran da yine Japon karakterler oluyor; ama yine de filmin, dönemdaşlarından çok daha hoşgörülü ve yapıcı olduğunu görüyoruz.

İlk yarısında mizah unsurlarına daha fazla yer veren filmin ikinci yarısı ise peş peşe farklı ikili mücadeleleri anlatıyor ve türün fanatiklerine heyecanlı, koreografisi çekici ve eğlenceli dövüşler seyretme imkânı sağlıyor. Bu dövüşlerin her biri farklı Çin ve Japon tekniklerinin ve silahlarının çatışması aslında; örneğin uzun kılıçların kullanıldığı dövüşte Japon “katana”sı ile Çin “jian”ı kapışıyor, kısa kılıçla yapılanda ise Japonların “ninjato”sunun karşısına Çinlilerin “dao”su çıkıyor ya da kökeni Çin ve Japon olan “karate” ile Çinlilerin “sarhoş yumruk” tekniği karşı karşıya geliyor. Tüm bu ikili kapışmalar sadece farklı tekniklerin değil, Çin ve Japonya’nın kavgası olarak da kullanılıyor ve film için -benzerleri ile kıyaslandığında tonu daha az olsa da- bir Çin milliyetçiliğinin aracı işlevi görüyor.

Yönetmenin kendisinin de sarhoş kung fu ustası So olarak çok eğlenceli bir performans verdiği filmin Japon eleştirisi , dozu azaltılmış olsa bile, yine de oldukça belirgin ve bunların çoğu, öykünün kahramanı Ho Tao’nun ağzından dile getirilen sözlerle hayat buluyor. Ho Tao Çinli kadınların kung fu yaparken edepli davranmaya özen gösterdiğini (“Çinli kadınlar tekme attıklarında, düşmanları bu tekmeleri görmez; çok terbiyeli ve düzeylidirler”), oysa karısının da yaptığı gibi Japonların buna hiç önem vermediğini söylüyor örneğin. Bir Japon karakter, “önemli olan kazanmaktır” diyerek hileye başvurmayı normalleştirirken, Çinliden “Ona şüphe yok ama kullandığın yöntem de önemli” cevabını alıyor ve etik ilkeler hatırlatılıyor kendisine. Film ayrıca Japon silahları gibi, alfabesinin de Çin kökenli olduğunu dile getirmeyi ihmal etmiyor ve işte bu ve benzeri örneklerle her alanda Çin’in üstünlüğünü vurguluyor. Özellikle eleştirilen ise japonların Ninjutsu tekniği oluyor ve rakibini pusuya düşürme, onu aldatma yöntemlerinin altı hep etik dışı unsurlar olarak çiziliyor. Tüm bunlara rağmen, başta son bölümlerde gördüklerimiz olmak üzere ve arada bir de olsa, senaryo barışçıl ve ön yargılardan uzak söylem ve eylemler de içermiş ve bu da onu farklı kılmaya yetiyor.

Filmdeki çatışma sadece Çin ve Japon kültürleri üzerinden değil, aynı zamanda kadın ve erkek cinsiyetleri üzerinden de inşa edilmiş. Her ne kadar eşi tarafından edep(sizlik) ile ilişkilendirilse de, kadının özgür davranışları dikkat çekiyor öyküde ve aralarında kimi eğlenceli olanları da olmak üzere, farklı çekişme alanları tarafların cinsiyet farklılığına dayandırılmış. Buradaki denge, yukarıda belirtilen, Japon karakterlere saygı gösterme özgünlüğünde olduğu gibi, yine de geleneksel olanın lehine bozulmuş ama; Ho Tao her zaman daha aklı başında kararlar veren ve karı kocanın tüm kapışmalarında olduğu gibi hep kazanan taraf oluyor. Ho Tao’nun başına gelen ve genellikle eğlenceli sıkıntıların nedeni ise, kendisinden çok yardımcısının yanlış müdahalelerinden kaynaklanıyor.

Bu tür filmlerin hemen hepsinde olduğu gibi peş peşe pek çok ikili mücadelenin en önemlisi ve en zorlusu finalde karşımıza çıkıyor ve Japon ninjutsu uzmanı Takeno (Yasuaki Kurata) ile Hong Konglu Ho Tao sonu sürprizli ve uzun bir dövüş için kapışıyorlar. Başta “sarhoş yumruğu” tekniğini, ustasına fark ettirmeden öğrenme sahnesi, tüm final bölümü ve, Ho Tao ve eşinin ülkelerinin “gizli silahlar”ını kulanarak kapıştıkları sahne olmak üzere tüm dövüş bölümleri çekici koreografileri ve zaman zaman dansı andıran hareketleri ve eğlenceleri ile seyircinin beklentisini karşılıyor. Hong Kong sinemasının bizde zamanında “karate filmleri” olarak ve yanlış bir genelleme ile tanımlanan yapıtlarında yavaşlatılmış gösterimlere sık sık başvurulur ve dövüş sanatlarını icra edenlerin estetik başarılarının altı çizilir özellikle. Burada ise çok az başvurulmuş bu tercihe nedense ve çok da kısa tutulmuş bu anlar; ama yine de işte bu anların bazıları “şiddetin estetiği”ni bize geçirmeyi başaracak şekilde doğru noktalarda kullanılmış.

Başroldeki Sin Kam-hei’nin çizgi fim karakterlerininkini andıran mimiklerle oynadığı film doğal olarak beden hareketlerinin ya da kullanılan silahların yarattığı sesleri taklit eden efektlerle dolu baştan sona; alışık olmayanlar için fazla gürültülü gelebilir sonuç ama meraklıları için bu türden yapıtların olmazsa olmaz bir işitsel boyut bu kuşkusuz. 1970 – 82 arasında onlarca filme müzikler hazırlayan Yung-Yu Chen’in buradaki çalışması da ağırlıklı olarak geleneksel Çin ezgilerinin havasını taşıyor ama özellikle bazı gerilimli sahnelerde Batılı tonlara da sahip olması ile de dikkat çekiyor. Yönetmenin hiçbir dövüşün ölümle sonuçlanmaması kararını alarak türün diğer örneklerinden farklılaştırdığı ve uzak geçmişte değil, 1930’larda geçmesi ile de bu farklılığı destekleyen film naif hikâyesi ve adeta bir “dövüş sanatları antolojisi” olarak nitelenebilecek içeriği ile türünün meraklılarının kesinlikle ilgisini çekecektir. Bazı düşmanlıkların ön yargılardan ve diğerini tanımamaktan kaynaklandığını vurgulayan unsurları ise ek bir bonusu filmin.

(“Challenge of the Ninja” – “Shaolin vs. Ninja” – “Shaolin Challenges Ninja” – “Şaolin Ninja’ya Karşı”)

(Visited 21 times, 3 visits today)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir