El Realismo Socialista – Raúl Ruiz / Valeria Sarmiento (2023)

“Gerçek şu ki şiir ile aktivizm arasında, senin de söylediğin gibi, isyankârlık açısından eyleme dönüştürülmesi gereken bir yakınlık var”

Salvador Allende’nin başkanlığı döneminde Şili’de işçi sınıfının, entelektüellerin ve aralarındaki çatışmanın hikâyesi.

Şilili sinemacı Raúl Ruiz’in çekimlerini 1973’te gerçekleştirdiği bu film, Allende’yi deviren askeri darbeden sonra Ruiz’in ülkesini terk etmek zorunda kalması yüzünden yarıda kalmıştı. 2008’de 50 dakikalık ve ham kurgulu hâli ile Şili’deki Valdivia Festivali’nde gösterilen filmin dört buçuk saate varan görüntüleri 2016’da ABD’deki Duke Üniversitesi de dahil farklı kurumların arşivlerinde bulunmuş. Ruiz’in kendisi gibi sinemacı olan eşi Valeria Sarmiento işte bu arşiv görüntülerinden Galut Alarcón’un kurgusu ile, filmi tamamlamış ya da yaratmış. Ruiz’in kendisi tamamlayabilseydi ortaya bu dört buçuk saatlik görüntülerden nasıl bir film çıkardı bilme şansımız yok ama önce Şili’de, sonra göç etmek zorunda kaldığı Fransa’da çektiği filmlerle farklı ve önemli yapıtlar ortaya koyan sinemacının ve eşinin ortak yönetmenliğinde yaratıldığını söyleyebileceğimiz bu film yine de ilginç ve ilgiyi hak eden bir çalışma olmayı başarıyor. Sol örgütlerin koalisyonu ile oluşan Halk Birliği (Unidad Popular) hareketinin adayı olarak girdiği seçimi 1970’de kazanan Marksist politikacı Allende’nin yönetiminin son yılında çekmiş bu görüntüleri Ruiz. Emekçi halk ile aydınların bu iktidarın parçası olma çabalarını ve aralarındaki -kaçınılmaz- çatışmayı yergici bir bakışla bir araya getiren film belgesel ve kurgunun iç içe geçtiği bir çalışma ve kameranın politik ve toplumsal tarihin sadece Şili için değil, tüm dünya için önemli bir dönemini karşımıza getirmesi ile çok önemli öncelikle. Ruiz’in deneysel ve yaratıcı bakışının izlerini taşıması ile de değerli olan yapıt, zaman zaman daha fazlasını arzu ettiriyor açıkçası ama politik yapıtlardan hoşlananlar ve Allende dönemine ilgi duyanlar başta olmak üzere, film farklı gruplar için kesinlikle çekici bir çalışma.

3 Kasım 1970’de Halk Birliği koalisyonunun lideri olarak Şili’de Devlet Başkanı seçilen Allende’nin iktidarı 11 Eylül 1973’te, Pinochet’nin faşist diktatörlüğüne giden yolu açan ve CIA tarafından desteklenen askeri darbe ile sona erdi. Komünistlerden Sosyal Demokratlara, Sosyalistlerden Hristiyan Sola farklı sol eğilimleri bir araya getiren Halk Birliği bu çeşitliliğin sıkıntılarını yaşadı ama başardıkları ve başarma ihtimali oldukları bile ABD için fazlaydı. Onların desteği ile Şili ordusunun darbesi sona erdirdi Allende yönetimini ve ülke çok uzun süren bir karanlık dönemin içine girdi. 1968’de çektiği, Locarno’da birincilik ödülünü alan ve bir burjuva eleştirisi olan “Tres Tristes Tigres” ile parlak bir ilk film yaratan Ruiz, tamamlayamadığı “El Realismo Socialista”nın çekimlerini 1973’te, Allende yönetimin son yılında yapmış. Post-prodüksiyon çalışmaları sırasında gerçekleşen darbe onun filmini tamamlayamamasına neden olmuş ve görüntülerin kopyası da uzun bir süre kayıp olarak kabul edilmiş. Valeria Sarmiento’nun dört buçuk saatlik görüntülerden oluştuduğu ve süresi 80 dakikanın altında kalan filmi gerçek görüntülerle kurgu bölümleri bir araya getirirken, başı sonu olan ve alışılagelen türden bir hikâye anlatmıyor; bunun yerine Allende iktidarında işçilerin, iktidar ortağı partilerin ve aydınların yaşadıklarını, mücadelelerini ve aralarında çıkan problemleri alaycı bir üslupla resmediyor. Bir yandan idealleri, bir yandan da bu ideallerin karşısına çıkan somut engelleri anlatıyor bize film.

Açılış ve kapanış jenerikleri boyunca coşkulu kalabalıkların, yumrukları havada ve mutlu bir şekilde gösteri yürüyüşü yaptıkları filmde bu gerçek görüntüler birlikte mücadele etmenin, dayanışmanın güzelliklerini hatırlatırken, öykü bu ideal görüntülerin arkasındaki resmi anlatıyor bize. “Taviz Yok! Mücadele, Şimdi, Hemen!” vb. pankartların taşındığı bu gösterilerin açılıştaki görüntülerinden sonra, paralel olarak anlatılan ve sonlarda çakışan kabaca iki yan öykü izliyoruz. Bunların ilkinde genç bir adam bir “yerleşim”e geliyor ve oranın halkı ve yöneticilerinden oraya yerleşmek için izin istiyor. Yoldaş, dayanışma, gönüllü çalışmalar, kurallara uymama ve sabıkasızlık ifadelerinin sıkça geçtiği konuşma kendi kendini yönetmeyi, bir tür komün hayatını işaret ediyor bize. Film bize çoğu kesintsiz çekilmiş sahnelerle ve uzun olmaktan kaçınmadan gösteriyor tüm bu konuşmaları. Kameranın yaşananların parçası olacak kadar karakterlerin arasına karıştığı filmde bu ve benzeri tüm sahneler sol hareketlerin, eylemlerin ve iktidarların karşı karşıya kaldıkları pek çok soruyu, engeli ve yaşadıkları iç/dış çatışmaları hatırlamamızı sağlıyor. Görüntülerin gerçeksi havası bu hatırlatma durumunun çok daha güçlü olmasını sağlıyor kuşkusuz. Örgütlenme ihtiyacı ve gerekliliği, mücadele yöntemlerinin biçim ve içerikleri üzerine olan tartışmaları da aynı kapsamda değerlendirebiliriz. Paralel ikinci hikâyede ise, dönemin entelektüellerinin tartışmalarını izliyoruz. Çoğu burjuva kökenli olan bu kişilerin Halk Birliği’ne katılmalarına rağmen, içinden geldikleri sınıfın değerlerini ve alışkanlıklarını bırakıp bırakamadıkları ve “devrim”in gerçeten parçası olup olamayacaklarını tartışmaya açıyor gördüklerimiz. Herkesin şiir yazabilmesini sağlamayı hedefleyen “şiir cephesi”nin durumu bu tartışmanın akıbeti ile ilgili bir ipucu veriyor bize. İlk yan hikâye daha ciddi ve gerçek bir dille anlatılırken, ikincisine sarkastik bir yaklaşımın egemen olmasını ilginç bir tercih olarak anmakta ve ama yine de her ikisinde de bir “yapılabilirlik” tartışmasının öne çıkan asıl unsur olduğunu belirtmekte yarar var.

Allende başkan olunca, işçilerin haklarını ödemeden ortadan kaybolan bir patronun fabrikasını işgal ederek çalıştırmak isteyen emekçilerle, bu talebi “Fabrikaya öylece el koyamazsınız” diyerek reddeden parti görevlisinin uzun konuşmasını dinlediğimiz sahnenin işçilerin hayal kırıklığı ile sonuçlanmasını sadece bir parti eleştirisi olarak görebilir pek çok seyirci. Ne var ki “Halk Birliği”nin solun farklı parti ve örgütlerinin bir koalisyonu olduğunu ve her koalisyonda olduğu gibi burada da farklı hedeflerin, önceliklerin ve ideolojik çatışmaların var olduğunu hatırlamakta yarar var. Seyrettiğimiz filmin süresi tüm ilgili konuları yeterince bir derinlikle ele almaya yeterli değil kuşkusuz ama Şili’de o dönemde yaşananlarla ilgili olarak yeterli bilgi sahibi olmayanların farklı konuların arkasında yatanları kaçırmasına neden oluyor bu durum. Parti görevlisinin “Parti sınıfın bilincidir” söyleminin örneğin, hak ettiği gibi değerlendirilebilmesi için seyrettiğimiz yapıt tek başına yeterli bir bağlam yarat(a)mıyor. Bu yüzden Halk Birliği içindeki kaos da gerektiği kadar yansımıyor bize.

Deneysel ve farklı bir sinemacı olan Ruiz’in bu kimliğinin finaldeki “toplu intihar” ve başlarda yer alan, arabadan inip boks yapmaya başlayan iki adamın sahnesi dışında karşımıza çıkmadığı filmde ilgili intihar sahnesine görünmeyen bir helikopter sesinin eşlik etmesi gelen askeri darbeye bir gönderme olsa gerek. Bu ses Ruiz’in tercihi miydi, yoksa 2023’te görüntüleri Galut Alarcón’la birlikte kurgulayan Valeria Sarmiento’nun mu bilmiyorum ama bu tercih “aydınların akıbeti”nin resmini çizmek amacını da taşıyor olabilir.

Jorge Arriagada’nın 2023’te hazırladığı ve Latin ezgilerinin havasına sahip, öykü ile uyumlu müziklerinin renk kattığı filmin satir havasının, Allende dönemine ve daha genel olarak solun meselelerine hâkim olmayan seyirciler için kaybolup gitme ihtimalinin yapıtın en önemli sıkıntısı olduğu açık. Bunun sonucu olarak da, Allende döneminin özlemle anılması gereken ruhu da yansımıyor bize ve film -neredeyse sadece- bir sol eleştirisine dönüşüyor. Yine de gerçek sokak gösterileri sahnelerinin kurgusal bölümlerle iç içe geçtiği filmde tüm kadronun seyrettiğimizin tamamının belgesel olduğunu düşündürecek performansları ve kamera kullanımının da bunu desteklemesi ile önemli bir yapıt bu.

Askeri darbeden önce çekilen görüntülerin 50 yıl sonra kurgulanması ile oluşturulan filmin orijnaldeki sol eleştirisini ve Halk Birliği yönetimindeki kaosu koruması anlaşılabilir ve doğru da görünen bir tercih bu ama en azından kapanışta, sergilenen görüntülerin kısa bir süre sonrasında Şili’nin çok karanlık bir döneme girdiği ve bunun asıl nedeninin bu kaos değil, Amerikan emperyalizmi olduğunun notu düşülmeliydi; çünkü bu hâli ile film aslında kendisini de reddeden (Ruiz’in filmini tamamlayamama nedeni bu darbeydi çünkü) bir Allende dönemi yergisinden öteye geçemiyor, çok daha ileri gidebilecekken. Filmin görüntü yönetmeni Jorge Müller Hernán Silva’nın, kız arkadaşı da olan oyuncu Carmen Cecilia Bueno Cifuentes’le birlikte 1974’te faşist yönetim tarafından gözaltına alındığını, işkence gördüğünü ve “kaybolduğunu” düşününce, Valeria Sarmiento’nun ona saygı duruşu anlamına da gelecek bu tür bir bilgilendirmeyi ihmal etmesi daha da rahatsız edici oluyor. Önemsiz olmayan bu eksikliklerine rağmen, Raúl Ruiz’in İtalyan yazar Cesare Pavese’nin ölümünden sonra ortaya çıkan ve henüz 18 yaşındayken yazdığı, ilk romanı olan “Salut Masino”dan esinlenerek çektiği filmi kesinlikle önemli ve ilginç bir çalışma.

(“Socialist Realism”)

(Visited 5 times, 5 visits today)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir