Genç Werther’in Acıları – Johann Wolfgang von Goethe

Alman yazar Johann Wolfgang von Goethe’nin 1774 tarihli romanı. Henüz 24 yaşındayken yazdığı bu kitap Goethe’ye büyük bir ün getirdi ve otobiyografik özellikler taşımasının yanında, Hristiyanlıkta büyük bir günah olarak kabul edilen intiharı içermesi ile de ilgi ve tepki topladı zamanında. Alman sanat dünyasında 1760’larda ortaya çıkan “Sturm und Drang” (“Fırtına ve Coşku” olarak çevrilebilir dilimize) akımının en bilinen örneklerinden biri olan kitap “mektup roman” biçiminde yazılmış ve önemli bir kısmı eserin kahramanının bir arkadaşına yazdığı mektuplardan oluşuyor. Goethe’nin “kendimi kurtarmak için kahramanımı öldürdüm” ifadesini kullandığı yapıt romantizmi ve trajedisi ile dikkat çeken bir klasik ve yazarın 1787’de metinde değişiklikler yapma ihtiyacının gerekçesi de olduğu gibi, genç ve umarsız âşıklar için “tehlikeli” olabilir!

“Sturm und Drang” 1760’larda Alman edebiyatı içinde ortaya çıkan ve daha sonra diğer sanat dallarına da yayılan bir sanat akımı. İsmindeki sözcüklerin karşılığı olacak şekilde, karakterlerin yoğun bir duygusallık içinde olması, bireyin toplumdaki kısıtlayıcı değerlere karşı mücadele etmesi ve öykünün trajik anlatılar aracılığıyla tasvir edilmesi ile bilinen bu türün edebiyatta en bilinen örneklerinden biri, hatta birincisi Goethe’nin bu romanı. Bu üç temel öğenin kitaptaki karşılıkları şu şekilde özetlenebilir: kitaba adını veren genç Werther bir arkadaşına yazdığı mektuplarda Lotte’ye duyduğu imkansız aşkı güçlü bir romantizm ve melankoli ile aktarıyor; Werther’in büyük bir tutkuyla bağlandığı Lotte nişanlı (sonra da evli) ve bu gerçekle karşı karşıya kalan genç adamın tek çözüm yolu olarak gördüğü intihar, bağlı olduğu dinde büyük bir günah olarak kabul ediliyor; Werther mektuplarında sık sık Kutsal Kitap’tan ve Homeros’un Odysseia Destanı’ndan alıntılar yapıyor, ve İskoç şair James Macpherson’ın “The Songs of Selma. From the Original of Ossian the son of Fingal” adlı kitabından uzun bir bölüm Werther ile Lotte’nin, genç adamın yarasını daha da büyüten bir sohbetinin önemli bir parçası olarak kullanılmış.

Kitabın son bölümlerinde Werther’in akıbeti ve son günlerini bizimle bir “anlatıcı” gibi paylaşan yazar, romanı açan kısa bölümde, okuyucunun Werther’in “ruhuna ve kişiliğine hayranlık ve sevgi duymaktan, yazgısına gözyaşı dökmekten” kendini alamayacağını söylüyor ve kitabın “onun gibi bir tutkunun esiri” olanlara dost olmasını diliyor. Bundan sonra Werther’in ilki 4 Mayıs 1771 tarihini taşıyan ve Wilhelm adındaki arkadaşına yazdığı, -bir kısmı gönderil(e)meyen- mektupları ve anlatıcının kahramanımız hakkında derlediği bilgileri okuyoruz.

Goethe romanını ikisinin kendisi de bir parçası olduğu farklı aşk üçgenlerinden esinlenerek yazmış. 1772’de, romanını yazmadan iki yıl önce gerçekleşen olaylarda yazar kendisini geri çeken, çekmek zorunda kalan taraf olmuş ama Werther’in akıbetinden kurtarabilmiş kendisini. Bir arkadaşının başından geçen benzer bir aşk üçgeninin kahramanının tercihi ise romandaki Werther’inki ile aynı olmuş. Goethe’nin Werther’in doğum gününü kendisininki ile aynı yapmasını da Werther ile arasında kurduğu ilişkinin bir kanıtı olarak görmememiz gereken kitap, “O andan başlayarak güneş, ay ve yıldızlar huzurla varlıklarını sürdürebilirken, ben gece mi olmuş gündüz mü farkında bile değilim, gözüm dünyayı görmüyor” veya “Bana göre, yüksek ateşten ölen birine korkak demek ne kadar uygunsuzsa, yaşamına son veren biri korkaktır demek de o kadar tuhaf” gibi iddialı sözlerle dolu mektuplar üzerine kurulu. Genç adamın vazgeçemediği tutkusuna bulabildiği tek çözüm de benzer bir cüretkârlığa sahip ve Goethe’nin ilerleyen yaşlarında Romantizm ve onunla ilgili akımları “sağlıksız olan her şey” ifadesi ile reddetmesi ciddi bir farklılaşmayı işaret ediyor sanat anlayışında.

Dönemin “doğal” sınıf farklılıkları öyküde farklı şekillerde karşımıza çıkıyor. Benzer bir tutku hikâyesi olan bir hizmetkârın çözümü (cinayet) ile Werther’inkinin (intihar) ayrışması, iki farklı sınıfın eylem tercihleri üzerinden bize dikkat çekici bir durumu gösteriyor: üst sınıf kendini, alt sınıf ise -en azından öncelikle- karşısındakini yok etmeyi tercih ediyor! Goethe’nin kahramanı kendisininkinden aşağıda bir sınıfa ait olan bu hizmetkârla arasındaki sınıf farkını doğal ve gerekli buluyor ama benzer bir “daha aşağıda olma” durumuna kendisi de şiddetli biçimde maruz kalıyor. Sadece soyluların davetli olduğu bir ev toplantısında, bir burjuva olarak dışlanıyor Werther ve o ortamda bulunma “cüretkârlığı”, ayıplayan bakışlarla kınanıyor. Kuşkusuz doğrudan bir sınıf meselesi ele alınmıyor kitapta ama karakterler sınıflarına uygun davranışlar içinde gösteriliyorlar.

Türkçe baskıda çoğu çevirmene ait olan dipnotlar iyi ve okuyucuya katkı sağlıyorlar ama bu notlarla ilgili bir tercih tutarsızlığı da var açıkçası. Örneğin bir konuşmada adı geçen Klopstock’un bir Alman şair olduğunu şiir veya Alman edebiyatı tutkunları dışındakilerin bilme ihtimali yok pek. Daha ilginç bir örnekse; Benjamin Kennicot (İngiliz din adamı ve İncil bilgini), Johann Salomo Semler (Alman kilise tarihçisi ve İncil yorumcusu) ve Johann David Michaelis (Alman İncil bilgini ve öğretmeni) gibi sadece onların çalışma alanlarının meraklılarının kim olduklarını bilecekleri isimler için açılan dipnotta yalnızca doğum ve ölüm tarihlerinin verilmesi. Okuduğumuz metni daha iyi anlamaya herhangi bir yardımı olmayacak bu tarihlerin yerine, bu üç ismin, örneğin çalışma alanlarının belirtilmesi çok daha doğru olurdu elbette.

Goethe’nin bu kitabı şiirlere, tiyatro oyunlarına, romanlara, hatta bir operaya (Fransız besteci Jules Massenet ‘nin ilk kez 1892’de sahnelenen “Werther” isimli operası) kaynaklık etti ve film uyarlamaları da çekildi. Bu sinema uyarlamalarının ilki Henri Pouctal’ın 1910 tarihli kısa sessiz filmi “Werther”, şimdilik sonuncusuysa José Lourenço’nun 2024 Kanada yapımı romantik komedisi “Young Werther” oldu. Tüm uyarlamalar içinde en başarılılarının Max Ophüls’ün 1938 tarihli ve Fransız yapımı filmi “Le Roman de Werther” ve Håkan Alexandersson’un 1990 İsveç yapımı komedisi “Werther” olduğunu söyleyebileceğimiz roman, gençler üzerindeki “olumsuz etkisi” ve “intihara teşvik etmesi” gibi gerekçelerle Danimarka ve İtalya’nın da aralarında olduğu birkaç ülkede yasaklanmış zamanında. Öykünün geçtiği bölgenin doğasını Werther’in içindeki duyguların yoğunluğunu yansıtacak ya da tam tersi yönde, onunla zıt düşerek genç adamın “yaşamdan kopuşu”nu vurgulayacak şekilde güçlü ifadelerle kullanan Goethe’nin okunması gereken bir klasiği bu. Sonuçta bu kitap zamanında büyük bir ilgi ile karşılanmış ve o “Werther çılgınlığı” döneminde genç erkekler Werther gibi giyinirken, kadınlar da “Eau de Werther” parfümünü kullanmışlardı. Romanı okuyan genç erkeklerin intihar ettiği söylentilerininse en az birinin gerçek olduğu biliniyor; intihar eden genç bir âşığın ceket cebinde bu roman bulunmuş. Evet, karşılıksız kalan tutku sahibini yok edebilir!

(“Die Leiden des Jungen Werthers”)

(Visited 3 times, 3 visits today)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir