Operation Avalanche – Matt Johnson (2016)

“Anlıyor musunuz, aya inişi kolayca uydurabiliriz. Hiç zor olmayacak; herkesin istediği, televizyonda bir görüntü ve bunu onlara verebiliriz”

Uzayın keşfi alanında SSCB ile rekabet içinde olan ABD’nin aya ilk insanlı inişi gerçekleştirmek için çalıştığı sırada bir Sovyet casusunu deşifre etmek için belgeselci kılığında NASA’ya giren iki CIA ajanının hikâyesi.

Genç Kanadalı sinemacı Matt Johnson’ın yönettiği ve senaryosunu Josh Boles ile birlikte yazdığı bir Kanada – ABD ortak yapımı. 2013’te çektiği ilk filmi “The Dirties”de olduğu gibi hikâyesinin ana ögelerinden biri olarak “film çekme”yi belirleyen Johnson, yine bu ilk filminde olduğu gibi başrolü de üstlenmiş bu ikinci uzun metrajlı filminde. Sahnelerin önemli bir kısmının doğaçlama olarak çekildiği filmin tüm görüntüleri iki ajanın yanlarındaki iki kameramanla birlikte çektiklerinden oluşuyor ve bu açıdan “found footage” denen sahte belgesel türü (özellikle 1999 yapımı “The Blair Witch Project – Blair Cadısı” ile popüler gündeme giren bir tür bu) içinde değerlendirilebilir bu çalışma. Sürekli hareket eden bir kamera, 1965 yılından gerçek görüntülerin de kullanılması, diyalogların doğallığı ve belgesel havası ile hayli gerçekçi görünen bu gerilim filmi kendine ait küçük mizahı ile de dikkat çekiyor. Aya aslında gidilmediğini iddia eden komplo teorisi meraklılarının özellikle keyifle izleyeceği bu çalışma, bu seyahati gerçekmiş gibi göstermeye önayak olan karakterlerinin kendilerinin bir komplo içine düşmelerini anlatıyor bize temel olarak. Yönetmenin sinema sevgisinin de göndermeleri aracılığı ile öne çıktığı film küçük ama eğlenceli bir yapıt ve yaratıcı bir fikrin çekiciliğine iyi bir örnek oluşturuyor.

Sovyetler ile kızışan uzay yarışında onların gerisinde kalmanın neden olduğu hırsın hâkim olduğu günlerde ABD’de geçiyor film. “ABD bekleyip dinlenmeyi ve arkalarına bakmayı seçenlerce inşa edilmemiştir” diyor filmin başlarındaki bir konuşmasında Kennedy. SSCB’nin uzaya ilk insan gönderen ülke olması ABD’nin imajına sert bir darbe vurduğu için tüm ülke SSCB’yi geride bırakacak hamleye hazırlanıyor o günlerde: Aya ilk insanı indirmek. O sırada KBG’nin NASA’ya bir casus yerleştirildiğinden şüpheleniliyor ve bu casusu tespit etmek için de yapımcı, yönetmen ve kameraman kılığında dört CIA ajanı NASA’ya gidiyor bir belgesel çekme kılıfı ile. CIA’nın bu operasyonundan NASA’nın da bilgisi yok ve film boyunca seyrettiğimiz tüm görüntüler işte bu ekibin çektiklerinden kurgulanmış ve ortaya bu “sahte belgesel” çıkmış.

Matt Johnson’ın sinema sevgisinin tüm bölümlerine sindiği bir film bu ve aya 1969’da aslında hiç inilmediğini öne sürenlerin “deliller”inin “gerçek” olduğunu anlamaları ile hayli mutlu olacakları bir çalışma. Neil Armstrong’un aya ilk ayak bastığında söylediği “İnsan için küçük, insanlık için büyük bir adım” sözünün kimin tarafından ne zaman ve nasıl yazıldığından rüzgâr olmayan ay ortamında ABD bayrağının dalgalanmasına ve ayda yürüyen astronotun kaskında yansıyan görüntüye kadar komplo teoricilerinin dile getirdiği pek çok konuda “kanıt” sunuyor film bize. Ünlü sinemacı Stanley Kubrick’in aya ilk insan indirmeyi gösteren fotoğraf ve videoların yaratıcısı olduğu da bu “inanmayan” insanların dile getirdikleri iddialardan biri; film bu iddiayı desteklemiyor ama aya inişi uyduran dört karakterin bu işi yaparken Kubrick’ten ve onun “2001: A Space Odyssey – 2001 Uzay Yolu Macerası” filminden nasıl esinlendiklerini gösteriyor. Matt Johnson hikâyesini anlatırken Kubrick’ten karakterini kendi adı ile oynamasına, Georges Méliès’nin “Le Voyage dans la Lune – Aya Seyahat” ve Kubrick’in “Dr. Strangelove” filmlerinden kurgu masasına kadar sinema dünyasını da akıllıca kullanıyor ve filmi bir gerilim filmi olduğu kadar bir sinema sevgisi filmi kılmayı da başarıyor. Matt Johnson’ın filmin hemen tüm görüntülerinde olmasının, görüntülerin “gerçek”liğinin doğal kıldığı bir şey olsa da aynı zamanda bir sinemacı olarak gerçek Matt Johnson’ı da öne çıkarmasını yine bu sinema sevgisinin bir göstergesi olarak görmek gerekiyor.

1960’lı yıllardan “Whipping Post” (John Fogerty), “But It’s Allright” (J. J. Jackson) ve “Fortunate Son” (Creedence Clearwater Revival) adlı şarkıların da yer aldığı keyifli bir soundtrack’i olan film özellikle ikinci yarısında artan gerilim ve aksiyon ile birlikte seyir zevkini de artıran bir çalışma. Soğuk Savaş’ın atmosferinin tedirgin ediciliğini de kendi mütevazı ölçülerinde başarı ile yaratan film kendine özgü “saçmalık”tan aldığı küçük mizahı ile eğlendirebilir de seyirciyi. Bir çöl ortamında yaratılan “ayda yürüme” görüntülerinin örneği olduğu bu mizah basit ama hikâye ile oldukça uyumlu. “Gerçek” olduğuna seyirciyi ikna etmeyi başaran film düşük bütçenin yaratıcı çözümlerle nasıl aşılabileceğinin de alçak gönüllü bir örneği olarak ilgiyi hak eden bir çalışma.

(“Çığ Operasyonu”)