Flight – Robert Zemeckis (2012)

“Endişeli değilim; o uçağı hiç kimse benim gibi indiremezdi, hiç kimse!”

Arızalanan bir uçağı üstün bir beceri ile indirmeyi başararak yüze yakın insanın hayatını kurtaran pilotun kaza ile ilgili soruşturmada ortaya çıkan özel hayatındaki problemler nedeni ile başının derde girmesinin hikâyesi.

John Gatins’in orijinal senaryosundan Robert Zemeckis’in çektiği bir ABD yapımı. 2000’de yaşanan bir kazadan da esinlenen hikâyenin başrolünde Oscar’a aday gösterilen güçlü peformansı ile dikkat çeken Denzel Washington’un yer aldığı film kaza sahnesinin teknik başarısı ve Amerikan sinemasının hikâye anlatma becerisinin kendisini gösterdiği dram bölümleri ile öne çıkıyor. Finaldeki -senaryonun orijinalinde yer almayan- mesaj ve ders çıkarma sahnesinin belki bu tür mesellerden hoşlanan seyircilerin hoşuna gittiği ama zorlama göründüğü filmin önemli yanlarından biri seyircisini baş karakterinin kahramanlığı ile hataları (ve suçları) arasında ikilemde bırakması.

Kısa bir süre sonra kahramanlığına ve üstün becerisine tanık olacağımız pilotun “çılgın bir gece”nin sabahında geçtiğini anladığımız yatak görüntüsü ile açılıyor film. Bolca sigara ve içki tüketilmiştir ve kısa bir süre sonra uçacağı için de kendine gelebilmek amacı ile pilotun kokain çektiğine de tanık oluyoruz. Kendisi dahil toplam 102 kişinin hayatının emanet edildiği bir görevi üstlenen adamın bağımlılığı her türlü kurala aykırıdır ve bırakın bir uçağı, bir arabayı kullanması bile tehlikelidir. İşte bu adamın mekanik bir arıza nedeni ile düşmekte olan uçağı büyük bir başarı ile indirmesi ve sadece 6 kişinin hayatını kaybetmesi onun uçuş güvenliğini ciddi bir tehlikeye sokan bağımlılığının üzerini örtmeli mi ve bunun için soruşturmada yalan söylemeyi doğru bulmalı mı? Hikâye kazadan sonraki tüm bölümlerini temel olarak bu soru etrafında döndürüyor ve sık sık suç, günah, Tanrı’nın iradesi gibi kavramlar üzerinden de hayli dinsel bir içeriğe bürünebiliyor. Gatins’in senaryosu ilginç -ya da aslında belki de ilginç olmayan- bir şekilde dindar yardımcı pilot karakteri, kiliseye giden kabin amiri hostes ve uçağın indiği yerde ayin yapmakta olan ve kazazedelerin yardımına ilk koşan bir ayin grubu üzerinden sık sık baş karakterin kötü davranışlarını ve alışkanlıklarını ister istemez bir dinci bakış açısından sorgulamaya zorluyor seyirciyi. Kendisini Katolikliği terk etmiş biri olarak tanımlayan Gatis’in senaryosu tam olarak nerede durduğunu pek belli etmiyor bu konuda ve örneğin yardımcı pilot ve eşinin söylemlerinin (kazayı ve sonucunu bir yandan trajik olarak nitelerken, diğer yandan olan biteni Tanrı’nın varlığının kanıtı ve kutsanması olarak görmelerinin) tuhaflığını her türlü yoruma açık bırakıyor.

Kaza soruşturması sırasında yapılan simülasyonlarda 10 ayrı pilotun yaptığı denemede uçak her zaman düşüyor ve içindeki herkes ölüyor. Bu denemelerin kanıtladığı şekilde bir mucizeyi başaran, kaza sırasında soğukkanlılığını koruyan ve müthiş bir liderlik yeteneği gösteren pilotun hikâyesinin yanına bir uyuşturucu bağımlısı kadınınkini de ekliyor film; bu yan hikâyenin tek işlevi kahramanımızın “arınma” gerekliliğini hatırlatmak ve seyirciyi de “bir doğru yol” olduğuna ikna etmek olsa gerek ama açıkçası olmasa da olur bir yan hikâye bu ve temel olarak filmin özellikle finalde rahatsız eden mesaj verme gayretinin de göstergesi oluyor temel olarak. Oscar’a aday gösterilen senaryonun bu mesaj gayretkeşliği kendisini seçilen şarkılar ve kullanıldıkları sahnelerde de gösteriyor: Uyuşturucunun göründüğü bir sahnede Red Hot Chili Peppers’ın “Under the Bridge” şarkısının (grubun solisti Anthony Kiedis’in bir köprü altında eroin kullanmasını anlatır bu şarkı) veya arkadaşının yardımı ile vücudundaki alkol ve uyuşturucunun etkisini atan pilot ifade vermeye giderken Beatles’ın “With a Little Help from My Friends” şarkısının kullanılması bu tercihin örnekleri olarak gösterilebilir. Mesajlara bir son örnek de olarak hastanedeki kanserli adamın uzun süren konuşmalarını (ölüm, kader, Tanrı vs.) ekleyebiliriz.

Robert Zemeckis’in kaza bölümünün tümünde ustalığını konuşturduğunu söyleyebiliriz rahatlıkla; bunu büyük efektlere ve zorlama teknik oyunlara başvurmadan başarıyor üstelik. “Uçuştan önceki gece içtim. O sabah da içtim. Kendimi ayıltmak için kokain kullandım” itirafında bulunan ama bu durumun kaza anındaki performansını etkilemediği adamın bu sahnelerdeki mucizevî performansını doğal bir çekicilikle anlatmayı başarıyor Zemeckis. Denzel Washington’un bu sahnelerdeki başarısını tüm hikâyeye yayabilmiş olması da Zemeckis’e çok yardımcı oluyor bu başarının elde edilmesinde. Hayli ilginç ama hikâyenin genel havasında gereğinden fazla ayrıksı duran Harling Mays karakterinin (John Goodman eğlenceli bir performans gösteriyor bu rolde) ve kazadan sonraki bölümlerin sinema dilinin alışıldık sularda dolanmasının pek katkı sağlamadığı filmin hikâyesi de fazlası ile muhafazakâr bir yaklaşıma sahip açıkçası. Özetle söylemek gerekirse, kaza sahneleri ve Washington’un çarpıcı performansı ile ilgiyi hak eden, bunu dışında ise güvenli olanın dışına çıkmamaya özen gösteren ve risk almayan, aksamayan bir Hollywood filmi bu. Hikâyenin kişisel sorumluluklar veya kader üzerine gittiği kadar kazanın asıl sorumlularının üzerine gitmemesi ve hatta bir iki sahne dışında diyaloglarda bile bunu konu etmemesi ise elbette “anlaşılabilir” bir tercih.

(“Uçuş”)