Fransız yazar Jules Verne’in ölümünden 3 yıl sonra, 1908’de basılan romanı. Yazarın oğlu Michel Verne tarafından özünü yitirecek kadar değiştirilerek yayımlanan kitap yıllar sonra aslına sadık kalınarak çıkarılabilmiş okuyucunun karşısına. TÜBİTAK’ın Popüler Bilim Kitapları dizisinde yayımlanan bu İsmet Birkan çevirisi de işte bu aslının Türkçesi ve Michel Verne’in abarttığı polisiye içeriğinin aksine, bir coğrafya kitabı nitelemesini daha çok hak ediyor. İyi yürekli bir Macar olta balıkçısının küçük teknesi ile Tuna nehrini balık avlayarak ve doğduğu noktadan mansabına kadar katetmeyi planladığı gezisinin nehir üzerinde kaçakçılık yapanların planı ile kesişmesi sonucu yaşananları anlatıyor roman ve okuyucuyu nehir ve iki yakasındaki kasaba ve şehirler üzerinden bir gezintiye çıkarıyor. Kitabı çekici kılan da olay örgüsünden çok (ki balıkçımızın gezisine iyi yedirilmiş olan biten ve küçük ve hoş bir gerilim de katılmış esere), farklı milletler ve kültürlerin izlerini taşıyan Tuna boyunca yapılan bu gezi.
TÜBİTAK baskısında eseri aslına sadık kalarak okuyucu ile buluşturan Jules Verne Derneği’nin 44 yıl boyunca başkanlığını yapan ve 2019’da hayatını kaybeden Olivier Dumas’nın oldukça doyurucu bir tanıtım yazısı var. Orijinal adı “Le Beau Danube Jaune” (Güzel Sarı Tuna) olan ama yazarın oğlu ve yayımcısı tarafından içeriği değiştirilerek “Le Pilote du Danube” (Tuna Kılavuzu) adı ile yayımlanan kitabın Jules Verne tarafından son bir kez gözden geçirilmemesinden kaynaklanan kimi eksiklikler veya hatalar (kasaba isimleri, nüfuslar ve konumları gibi) olduğunu belirtmiş Dumas bu yazısında. Onun belirttiğine göre romandaki bilgilerin kaynağı tarihçi ve politikacı Victor Duruy’un (1811 – 1894) 1860 yılında yaptığı ve onun yarım bırakmasından sonra illüstratör Dieudonné Auguste Lancelot’nun tamamladığı gezinin notları. Yazarın bir mizah tonu da katılan romanı oğlu tarafından bu ton bir kenara bırakılıp polisiyeye çevirilmiş tamamen ve Dumas’ya göre “Başlıca ve en tipik özelliği işte bu alaycılık” olan romana ihanet edilmiş. Son bir not olarak, romanın Michel Verne versiyonunun 1974’te Macar yönetmen Miklós Markos tarafından “A Dunai Hajós” adı ile sinemaya uyarlandığını da belirtelim.
Jules Verne’in, 1901’de yazdığı kitabında oğul Johann Strauss’un ünlü ve hâlâ popüler “An Der Schönen, Blauen Donau” (Güzel Mavi Tuna) adlı valsinin aksine Tuna’yı sarı rengi ile tanımlaması dikkat çekiyor ve bunu nehrin sularıyla birlikte bir yığın alüvyonu da sürüklemesi nedeni ile renginin mavi olamayacağı iddiası ile açıklamış arkadaşlarına yazar. İşte bu “güzel sarı nehir” üzerinde yapılan bir yolculuğun hikâyesi bu. İyi yürekli bir olta balıkçısı ve emekli bir kaptan olan Macar Ilia Krusch “Tuna Oltası” adlı derneğin düzenlediği balık tutma yarışmasının iki büyük ödülünü aldıktan sonra, Tuna’yı kaynağından Karadeniz’e döküldüğü yere kadar balık tutarak katedeceği ve bu sırada tutacağı balıkları da satarak ihtiyaçlarını karşılayacağı bir gezi planlar. Bu geziyi zorlu kılan nehrin kendisi değil, iki farklı konudur: İlki Krusch’un kazandığı ödül nedeni ile sahip olduğu uluslararası ünün alçak gönüllü bir insan olan balıkçımızı istemediği ortamlara sokma ihtimali, diğeri ise Tuna üzerinde uzun süredir devam eden uluslararası kaçakçılık faaliyetleri.
Verne’in romanını çekici kılan üç temel unsuru Ilia Krusch karakteri, Tuna’nın geçtiği tüm ülkelerdeki milletleri bir şekilde birbirine bağlayan havası ve polisiye içeriği. Evet, bu polisiye yanını da kitabının organik bir parçası yapmış Verne ama asıl cazibe noktaları bu unsurların ilk ikisi olmuş görünüyor. Krusch ve onun hem mesleği hem hobisi olan olta balıkçılığına hayli olumlu yaklaşan Verne her ikisini de idealleştiriyor sık sık. Balıkçımızın gezisine ona cazip gelecek bir teklifle katılan Jager karakterinin gerçek kimliğini romanın sonuna kadar gizli tutan ve böylece okuyucu da merak içinde bırakan (aslında dikkatli bir okuyucu bu kimliği çabuk keşfedecektir) yazar nehrin geçtiği bölgeler hakkında verdiği bilgilerle kitabını bir coğrafya, bir gezi eseri olarak da konumlandırıyor. Kitabı bitirdiğinizde bir nehrin farklı ulusları birbirine nasıl bağlayabileceğini ve tüm farklılıklarının arkasında insanların temelde aynı olduğunu gösterebileceğini de anlıyorsunuz. Dostoyevski “Budala” adlı kitabında “Dünyayı güzellik kurtaracak” diye yazar; işte o güzelliklerden birinin, Ilia Krusch’un baş kahramanı olduğu bu kitap Sait Faik Abasıyanık’ın “Alemdağı’nda Var Bir Yılan” adlı öyküsünde yazdığı “Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey” sözüne uygun olarak onun sevgisinin (insanlar, nehir ve olta balıkçılığı) verdiği umutla dolu bir çalışma. Özetle söylemek gerekirse, içinde polisiye unsurların da yer aldığı bir gezi kitabı bu ve Verne’in akıcı ve alaycı üslubu ile kendisini rahatça okutan bir çalışma.
(“Le Beau Danube Jaune”)
Gerçek kimliği uzun süre bilinmeyen Trevanian adlı gizemli yazarın 1973 tarihli gerilim romanı. Aslında bir akademisyen olan ve en az beş farklı mahlasla farklı türlerde eserler veren Rodney William Whitaker’ın bu romanı kendisinin 1972’de yayımlanan ve büyük ilgi görerek sinemaya da uyarlanan (Clint Eastwood’un yönettiği ve başrolünde yer aldığı 1975 yapımı film) “The Eiger Sanction” (İnfazcı) adlı kitabının da devamı bir bakıma; daha doğrusu o kitabın kahramanı olan Jonathan Hemlock’un bu kez İngiltere’de geçen yeni bir macerası bu. CII adındaki Amerikan istihbarat örgütünde karşı-suikastçi olarak çalışan Hemlock “The Eiger Sanction”ın sonunda işinden ayrılır ama bu yeni macerada kendisini tuzağa düşürenlerin oyunu sonucu, terk ettiği kanlı ve karanlık dünyaya geri dönmek zorunda kalır. Genel olarak “İnfazcı”nın onun kadar parlak olarak kabul edilmeyen bu devamı, yine de Trevanian’ın kıvrak kalemi ve bu kez biraz kolay çözümler içerse de ilginç olay örgüsü sayesinde keyifle ve hızla okunabilecek bir eser.
On yedi ve on dokuzuncu yüzyıllara ait on altı Çin hikâyesinin yer aldığı bir derleme. Nazilere katılması için yapılan baskı nedeni ile Almanya’yı terk etmek zorunda kalan, 1937 ile 1948 arasında Türkiye’de yaşayan ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde ders veren Alman sinolog ve etnolog Wolfram Eberhard’ın derleyip Almancaya, Hayrünnisa Boratav’ın da Almancadan Türkçeye çevirdiği kitap Doğu edebiyatının dilimize çok fazla tercüme edilmeyen örneklerinden biri olması ile ilgiyi hak eden bir eser. Eberhard’ın Çin edebiyatı ve hikâyelerinin yanında, derlemedeki eserlerle ilgili de doyurucu bir sunuş yazısının yer aldığı kitaptaki hikâyeler Çin’e özgü temaları ve masala yakın duran ve uzun bir romanın özeti olarak nitelendirilebilecek geniş kapsamları ile farklı bir okuma tecrübesi sunuyor okuyucuya.
Bilim tarihinin iki büyük ismi, Galileo Galilei ve Isaac Newton üzerine William Bixby’nin hazırladığı ve Türkçe baskısında belirtilmese de MIT’den bilim tarihçisi Giorgio de Santillana’nın danışmanlığını yaptığı bir kitap. TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları dizisinden ilk kez 1997’de yayımlanan kitabın orijinal baskısı ise ilk kez 1964’te yapılmış. Bixby popüler bir bilim kitabının, konunun uzmanlarından çok, meraklılarına hitap etmesi gerekliliğine uygun bir içerikle hazırlamış kitabı ve çekici fotoğraf ve çizimlerle de destekleyerek ortaya okuması keyifli bir eser çıkarmış.