
Hikâyelerini okumuştum ama gazete ve dergi yazılarına bir türlü sıra gelmemişti Sabahattin Ali’nin. Bu kitapta özellikle 30’ların ikinci yarısı ve 40’larda yazdığı yazılar var. O dönemin hemen tüm aydınlarının eserlerinde olduğu gibi bu kitapta da öne çıkan temel duygular düş kırıklığı ve yaşatılmaya çalışılan umut. Yolundan sap(tırıl)an bir devrim, baskılar, yaşatılmaya çalışılan bir ülkü. Markopaşa ve devamı olan dergileri ve yok edilen bir aydını hatırlamak için okunabilir. Belki yazılar çok fazla yeni şey söylemiyor olabilir o dönemi yaşamış veya daha önce o dönem hakkında okumuş olanlara ama nerelerden geçilerek bugünlere gelindiğini ve bazı şeylerin değişmediğini ve belki de neden değişmeyeceğini görmek için kayda değer bir derleme. Evet değişim halka inanmakla başlar ve halkla birlikte gerçekleştirilir ama değişim mümkün mü ki?


Yolundan çıkan, hedefini kaybeden, ülküsünü unutan bir devrimin Ankara üzerinden hikâyesi. Romanın kadın kahramanın üç ayrı evliliği üzerinden üç ayrı Ankara; idealizm, yozlaşma, ütopya. Romanın son bölümündeki ütopyanın çığrından çıkmış dozu (İçtimai Mükellefiyet Teşkilatı’nın kooperatif şubelerinin çalışmaları, herkesin sadece ” umumi kaygılar, umumi arzular, umumi ihtiyaçlar, umumi kederler, umumi neşeler içinde yanması”, planlı ekonomi ve Ankara güzellemeleri) hissedilen hayal kırıklığının boyutu ile doğru orantılı. Bugünkü Ankara ile şehircilik, insanlar, kültürel hayat, siyaset, idealler alanında kısa karşılaştırmalar bile ütopyanın boyutu hakkında fikir vermeye yeterli. “Başarısızlığın” nedenleri üzerine düşünme fırsatı yaratan ama bu konuda derin analizler içermeyen, özellikle son bölümde zaman zaman hikâyenin geri plana düşmesi ve hatta kaybolması ile etkisini yitiren bir roman. Yine de 20’ler ve 30’lar Türkiye’si üzerine düşünmek için bir araç.