Markopaşa Yazıları ve Ötekiler – Sabahattin Ali

markopasayazilari

Hikâyelerini okumuştum ama gazete ve dergi yazılarına bir türlü sıra gelmemişti Sabahattin Ali’nin. Bu kitapta özellikle 30’ların ikinci yarısı ve 40’larda yazdığı yazılar var. O dönemin hemen tüm aydınlarının eserlerinde olduğu gibi bu kitapta da öne çıkan temel duygular düş kırıklığı ve yaşatılmaya çalışılan umut. Yolundan sap(tırıl)an bir devrim, baskılar, yaşatılmaya çalışılan bir ülkü. Markopaşa ve devamı olan dergileri ve yok edilen bir aydını hatırlamak için okunabilir. Belki yazılar çok fazla yeni şey söylemiyor olabilir o dönemi yaşamış veya daha önce o dönem hakkında okumuş olanlara ama nerelerden geçilerek bugünlere gelindiğini ve bazı şeylerin değişmediğini ve belki de neden değişmeyeceğini görmek için kayda değer bir derleme. Evet değişim halka inanmakla başlar ve halkla birlikte gerçekleştirilir ama değişim mümkün mü ki?   

Yürek Burgusu – Henry James

yarekburgusu

İş Bankası yayınlarından çıkan kitap öncelikle kitap hakkında kısa bir inceleme de içeren özenli önsözü ile beğenimi topladı. Kitabın ne derece farklı okumalara açık olduğu konusunda çok yararlı bir uyarı bu önsöz. Henry James’in daha önce okuduğum diğer kitaplarında olduğu gibi yine bende iz bırakan bir kitap olacak. Temelde bir hayalet hikâyesi ve bunun gereklerini hakkı ile yerine getiriyor ama yazarın anlatım biçimi –bence çevirinin de başarısı ile- kitabın adı gibi yüreğinizi buracak bir başarı seviyesinde. Neyin gerçek olduğu konusunda sürekli bir tedirginlik duygusu taşıyacağınız kitap insanın en temel yalnızlık alanlarından birini olağanüstü bir başarı ile işliyor; bir insanın inancında yalnız kalması. Poe tadı da alabileceğiniz kitap sinemaya da uyarlanmış ama pek başarılı uyarlamalar değil bunlar.

(“The Turn of the Screw”)

Öp ve Anlat – Alain de Botton

apveanlat

Biyografi gibi bir roman mı yoksa roman gibi bir biyografi mi? Hangisi olduğunu bilmiyorum ve yazarın da çok umursadığını sanmıyorum. Sonuçta Alain de Botton’un “sıradan insana da hitap eden ama felsefe, psikoloji vs gibi alanlardaki kavramlar üzerine el alıştırmalarını içeren” kitaplarından biri bu da. Belki de en çekici yanı biyografi kavramı üzerine de kendisi çok derin olmasa da derin tartışmalara yol açabilecek konuları ortaya atması; biyografi ne kadar detaya girmeli, sıradan insanların biyografisi yazılabilir mi, biyografinin yazarı ile öznesi arasındaki yakınlık ne olmalı vs. Tüm bu konular zaman zaman oldukça eğlenceli bir üslup ile ve bir “sahte biyografi” tarzı ile ele alınıyor. Bu nedenle hızlıca okunabilecek, keyif verici bir kitap. Yazarın nesnesi üzerinde, yazanın ve paylaşanın kendisi olması nedeni ile sahip olduğu hükümranlığın ne derece korkutu olabileceğini de hatırlatıyor.

(“Kiss and Tell”)

Ankara – Yakup Kadri Karaosmanoğlu

ankaraYolundan çıkan, hedefini kaybeden, ülküsünü unutan bir devrimin Ankara üzerinden hikâyesi. Romanın kadın kahramanın üç ayrı evliliği üzerinden üç ayrı Ankara; idealizm, yozlaşma, ütopya. Romanın son bölümündeki ütopyanın çığrından çıkmış dozu (İçtimai Mükellefiyet Teşkilatı’nın kooperatif şubelerinin çalışmaları, herkesin sadece ” umumi kaygılar, umumi arzular, umumi ihtiyaçlar, umumi kederler, umumi neşeler içinde yanması”, planlı ekonomi ve Ankara güzellemeleri) hissedilen hayal kırıklığının boyutu ile doğru orantılı. Bugünkü Ankara ile şehircilik, insanlar, kültürel hayat, siyaset, idealler alanında kısa karşılaştırmalar bile ütopyanın boyutu hakkında fikir vermeye yeterli. “Başarısızlığın” nedenleri üzerine düşünme fırsatı yaratan ama bu konuda derin analizler içermeyen, özellikle son bölümde zaman zaman hikâyenin geri plana düşmesi ve hatta kaybolması ile etkisini yitiren bir roman. Yine de 20’ler ve 30’lar Türkiye’si üzerine düşünmek için bir araç.